




|
|||
![]() |
Türkiye’nin Üç Stratejik Havzası | ||
| Ali Türkmen | |||
| adanahilal | |||
Türkiye’nin Üç Stratejik Havzası: Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu Arasında Bir Güç Merkezi
Bazı ülkeler coğrafyalarını seçer, bazı ülkeler ise coğrafyanın kendilerine yüklediği tarihi sorumluluğu taşır. Türkiye ikinci gruptadır. Kafkasya’nın kapısında, Balkanlar’ın içinde, Orta Doğu’nun hemen yanı başında; Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa ile Asya arasındaki geçiş hatlarının merkezinde bulunan Türkiye’nin önemi yalnızca haritadaki konumundan ibaret değildir. Asıl mesele, bu coğrafyanın sunduğu imkânları akıl, güç, diplomasi ve ekonomik kapasiteyle birleştirerek stratejik avantaja dönüştürebilmektir.
Türkiye’yi Kafkasya ile Balkanlar arasında duran Selçuklu çift başlı kartalına benzetmek anlamlıdır. Fakat bugünün Türkiye’sinde kartalın bir başı da Orta Doğu’ya bakmaktadır. Üstelik bu üç yön birbirinden bağımsız değildir. Kafkasya’daki gelişme Balkanlar’ı, Orta Doğu’daki kriz Avrupa’yı, Karadeniz’deki güvenlik dengeleri enerji ve ticaret yollarını doğrudan etkileyebilmektedir. Nitekim Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’nin Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa’ya uzanan çoklu stratejik havzalarda hareket etmek zorunda olduğunu vurguluyor.
Türkiye’nin asıl gücü; geçiş ülkesi değil, merkez ülke olması
Türkiye’nin önündeki en büyük fırsatlardan biri, kendisini yalnızca köprü ülke olarak tanımlamaktan kurtarıp merkez ülke konumuna taşımasıdır. Çünkü köprü üzerinden başkaları geçer; merkez ise akışın yönünü, hızını ve niteliğini belirler.
Orta Koridor’un Çin’den Türkistan’a, Hazar üzerinden Kafkasya ve Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya uzanması bunun en somut örneklerinden biridir. Bakü-Tiflis-Kars hattındaki kapasite artışı ve Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliği, ulaştırmanın yanı sıra enerji, iletişim ve ticaret bakımından da yeni imkânlar ortaya çıkarıyor.
Buna Orta Doğu boyutunu eklediğimizde Türkiye’nin stratejik değeri daha da büyüyor. Irak, Suriye, Körfez, Doğu Akdeniz ve Avrupa arasında kurulacak ulaştırma ve enerji bağlantıları, Türkiye’yi yalnızca kuzey-güney değil, doğu-batı ekseninde de vazgeçilmez bir merkez haline getirebilir. Ancak bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini düşünmek büyük hata olur.
Yakın vadede yapılması gereken: Güvenlik ve diplomasi
Öncelikle Türkiye’nin yakın vadede çevresindeki üç stratejik havzada öngörülebilir, dengeli ve kurumsal bir politika oluşturması gerekir. Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinin bölgesel ekonomik iş birliğine dönüşmesi; Balkanlar’da kalıcı istikrarın ve ekonomik entegrasyonun desteklenmesi; Orta Doğu’da ise krizlerin Türkiye’ye doğrudan güvenlik ve ekonomik maliyet üretmesini engelleyecek diplomatik mekanizmaların güçlendirilmesi önem taşıyor. Türkiye’nin Balkan Barış Platformu ve Güney Kafkasya’daki 3+3 mekanizması gibi girişimleri bu yöndeki kurumsal arayışların örnekleri olarak gösterilebilir. Burada temel ilke; Türkiye her krizin tarafı olmak yerine, mümkün olduğunca her çözüm masasının vazgeçilmez aktörü olmalıdır.
Orta vadede hedef: Koridorları ekonomik güce dönüştürmek
Türkiye’nin orta vadede en büyük sınavı ise jeopolitik konumunu ekonomik katma değere çevirmektir. Demiryolları, limanlar, lojistik merkezleri, enerji depolama tesisleri, gümrük kapıları ve dijital altyapı birbirinden kopuk projeler olarak değil, tek bir ulusal bağlantısallık stratejisi içerisinde ele alınmalıdır.
Orta Koridor’un başarısı yalnızca trenlerin Türkiye’den geçmesiyle ölçülmemelidir. Asıl hedef, o yükün Türkiye’de depolanması, işlenmesi, finansmanının sağlanması, sigortalanması ve mümkünse burada katma değer kazanmasıdır.
Aynı anlayış enerji politikası için de geçerlidir. Türkiye’nin enerji transitindeki konumu, yalnızca boru hatlarının geçtiği bir güzergâh olmaktan çıkarılmalı; depolama, ticaret, enerji teknolojileri ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla desteklenmelidir. Türkiye’nin enerji ve ulaştırma hatlarındaki konumu küresel ve bölgesel güvenlik açısından oldukça stratejiktir.
Uzun vadede hedef: Kendi teknolojisini üreten Türkiye
Uzun vadede ise bütün bu stratejinin merkezine yüksek teknoloji, savunma sanayii, yapay zekâ, enerji teknolojileri, lojistik ve nitelikli insan gücü yerleştirilmelidir. Çünkü güçlü coğrafya tek başına yetmez. Coğrafyanın değerini yükselten şey teknolojidir, sermayedir, eğitimdir ve kurumsal kapasitedir. Türkiye, Kafkasya’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan Avrupa’ya uzanan ticaret yollarının üzerinde bulunmanın yanında, bu yolların teknolojisini ve altyapısını üreten bir ülke olmayı hedeflemelidir. Sonuçta mesele yalnızca Türkiye’nin önemli bir ülke olduğunu söylemek değildir. Önemli olan, bu önemi kalıcı bir ekonomik ve siyasi güce dönüştürmektir.
Türkiye’nin önünde üç havzayı birbirine bağlayan tarihi bir fırsat var: Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu. Bunun başarılması için güçlü ordu kadar güçlü ekonomi, etkili diplomasi kadar nitelikli bürokrasi, stratejik vizyon kadar yüksek teknoloji gerekiyor. Selçuklu kartalının iki başına bugün üçüncü bir bakış açısı daha eklenmiştir. Mesele artık yalnızca doğuya ve batıya bakmak değil; üç yönü aynı stratejik akıl içerisinde yönetebilmektir. Türkiye bunu başarabilirse, coğrafyanın kendisine verdiği önemi sadece taşıyan değil, o önemi kendi gücüne dönüştüren bir merkez ülke haline gelebilir.
|
|||
| Etiketler: Ali Türkmen, Köşe Yazıları, Türkiye | |||
|