Bahçeli: Uyanıp Ayağa Kalkan Türkiye'nin Önünü Kesemezler
MHP Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu ve Milletvekillerinin katılımıyla düzenlenen iftar programında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan dünya düzeninin yerine oluşturulmaya çalışılan yeni bir küresel sistemin kuruluş sancılarının yaşandığını belirterek, Terörsüz Türkiye hedefiyle yeni bir dirilişe imza atan Türkiye'nin sırtına binen ağırlıklarından hızla kurtulduğunu, uyanan ve ayağa kalkan devin önünü kesecek, tarihi yürüyüşünü kesintiye uğratacak hiçbir muhasım veya mütecaviz odağın olmadığını söyledi.
MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ İFTAR PROGRAMINDA KONUŞTU
Böylesi müstesna ve muazzez bir akşamda sizlerle aynı sofranın etrafında gönüllerimizi buluşturduk; dualarımızı, dileklerimizi ve niyazlarımızı birleştirdik. Sizlerle paylaşacağım düşüncelerime geçmeden evvel muteber ve muhterem heyetinizi kemali hürmetle selamlıyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerifi bir hafta sonra uğurlayacağız. Öncelikle tuttuğumuz oruçların, yaptığımız ibadetlerin, verdiğimiz fitre, sadaka ve zekâtların kabulünü Cenab-ı Allah’tan diliyorum. Manevi mükâfatları, nimet ve sevapları bir tek Rabbimizden bekleyerek Ramazan ayını idrak ediyoruz. Üzerimize farz olan Oruç ibadetini kalp huzuruyla yerine getiriyoruz. Bu kutlu ayda sabrın, sağduyunun, sükûnetin, suhuletin, yardımseverliğin, kardeşliğin, dayanışmanın, hatırlamanın, misafirperverliğin, cömertliğin arayış ve amacındayız. Ramazan’ın bolluk ve bereketini, mana ve muhabbetini ruhumuzun derinlerinde yaşıyoruz. Bölgesel sorunların, insani krizlerin, beşeri felaketlerin, tırmanan savaşların, kışkırtılan çatışmaların biteviye takviye edildiği hüsran verici bugünkü zaman diliminde, içinde bulunduğumuz mübarek ayın rahmet dolu atmosferinden ümidimizi hiç kesmedik. İsterdik ki, İslam âlemi huzur ve huşu içinde bir Ramazan geçirseydi. Dilerdik ki, silahların, bombaların, düşmanlıkların yerini barışçıl diyaloglar ile dostane ilişkiler alabilseydi. Olmadı, olamadı, maalesef Ramazan ayımız bölgemizde yaşanan savaş ve şiddet sahneleriyle perdelendi. Karamsar olmanın, kötümserliğe hapsolmanın, umutsuzluğa kapılmanın hem insani, hem de İslami anlamda caiz olmadığını biliyor ve inanıyoruz. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman etmiş bizler için her gecenin sonu aydınlık, her yokuşun ardı düzlüğe çıkıştır. Bu nedenle umudumuzu kaybetmeyeceğiz, ihtiyatlı iyimserliğimizden ödün vermeyeceğiz. Yılmayacağız, yıkılmayacağız, yeise kapılmayacağız.
Eskiyen ve çürüyen 1945 sonrasının dünya düzenini ikame edecek yeni bir küresel sistemin kuruluş sancıları artarak devam ederken, devasa bir anafora dönüşen nevzuhur ara dönem insanlığın barış ve huzur özlemlerini adeta yutmaktadır. Bu mefluç, mefsuh ve metruk tablonun bütün komplikasyonları coğrafyaları A’dan Z’ye sarmıştır. Böylesi alacakaranlık dönemlerde, tehditlerin böylesine cüsse ve cüret kazandığı devirlerde dayanışma duygumuzu çok daha güçlendirmeli, milli birlik ve kardeşliğimizi olabilecek en üst seviyede perçinlemeliyiz. Kaldı ki “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yapmak istediğimiz de evvelemirde budur. Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde, “Terörsüz Türkiye”yi inşa ve ihya edecek milli diriliş ruhu inanıyorum ki nice mucizelere imza atacaktır. Türkiye sırtına binen ağırlıklarından hızla kurtulmaktadır. Uyanan ve ayağa kalkan devin önünü kesecek, tarihi yürüyüşünü kesintiye uğratacak hiçbir muhasım veya mütecaviz odak yoktur ve olması da mümkün değildir. Türk milleti muazzam bir uyanışın ivmesiyle yeni yüzyılı kardeşliğin yüzyılı yapacak, barış ve huzurla bu yüzyılın yapı taşlarını döşeyecektir. “Terörsüz Türkiye” hedefi taviz değil, Türk ve Türkiye Yüzyılına yönelik kesif bir tahkimattır. “Terörsüz Türkiye” hedefi teslimiyet değil, Türk ve Türkiye Yüzyılının muzaffer ve muteber iradesinin kesin bir teminidir. Şayet Anadolu coğrafyasında birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi yürekten savunamazsak; sudan sebeplerle, ucuz hesaplarla, basit ve bayağı heveslerle onun bunun tazyik ve telkinleriyle birbirimizden uzaklaşırsak, biliniz ki, yurt yaptığımız bu topraklarda asla tutunamayız.
“Terörsüz Türkiye” hedefi ortak tarih ve kültürümüzün şemsiyesi altında, kardeşlikle geçen asırların geleceğin ülkü ve heyecanlarıyla eklemlendiği kaynaşma ve kucaklaşma potasıdır. Çevremiz kaynarken, ülkemizin ve milletimizin tertemiz çehresini dikkatle korumalıyız. Mücavir toprakların altüst oluşu karşısında, tıpkı Akif’in dediği gibi biz bastığımız mukaddes vatan toprakların geçmeden tanıyacağız, düşüneceğiz altındaki binlerce kefensiz yatanı. Çünkü şehit oğluyuz, incitmeyiz, yazıktır atamızı; Vermeyiz dünyaları alsak da bu cennet vatanı. İstiklalimizin manzum şaheserinin İlk Meclis’te kabul edilişinin 105’inci yıl dönümünde, ezelden beri hür yaşamanın şuuruyla, hiçbir korkuya, hiçbir korkuluğa takılmadan tam bağımsızlığımızı, milli varlığımızın tamamiyetini cesaretle, hamiyetle müdafaaya yeminliyiz. Bir kez daha ahlak kahramanımızı; edebi şanıyla, kalemi ve kelamıyla ufkumuzu meşale gibi aydınlatan Merhum Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle, minnetle, hürmetle yad ediyorum. İstikbalimizin yol haritasını, istiklalimizin şeref hakkıyla çizeceğiz. Bunu milletimizin benzersiz ve emsalsiz birlik ve kardeşlik bağlarıyla gerçekleştireceğiz. En büyük kuvvetimizin, en müessir kudretimizin aziz milletimizin hükümran mazisiyle, bu maziyi geleceğe taşıyacak asaleti, ahlakı, başarısı, basireti, becerisi, feragati, çokluğun içinden süze süze damıttığı çelikten birliği olduğunu asla hatırımızdan çıkarmayacağız. Siyonist-emperyalist acımasızlık, komşu ülkelerin etnik ve mezhebi hassasiyetlerini kaşıyıp kanatmak maksadıyla plan üstüne plan yaparken biz herkesi kendimiz bileceğiz, her insanımıza kucağımızı açacağız, millete mensubiyet şuurunun ağırlık merkezinde gönüllerin ittifakını sağlayacağız.
Edirne’de söylenen şiiri Şırnak’ta işiteceğiz. Hakkâri’de pişen aşı İzmir’de yiyeceğiz. Trabzon’da oynanan horona Van’da eşlik edeceğiz. Adıyaman’da yanık yanık dile gelen türküyü Manisa’da dinleyeceğiz. Yozgat halayına Bitlis’te katılacağız. Şanlıurfa’da kaynayan mırranın lezzetini Ankara’da tadacağız. Mardin’de, Tunceli’de, Siirt’te ağlayanın gözyaşını; Batman’da, Diyarbakır’da, Muş’ta, Bingöl’de kavrulmuş alınların terlerini Çorum’da, Samsun’da, Rize’de, Erzurum’da, Tekirdağ’da, Afyon’da, İstanbul’da sileceğiz. Velhasıl milletimizin her güzel insanının derdiyle dertleneceğiz. Bunu da “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle ve “Derdin Derdimizdir Sohbet Toplantıları”yla yapıyor, yurdumuzu baştan ayağa müşfik, merhametli, alicenap, ahlak ve vicdanla temellenmiş siyasetimizle kucaklıyoruz. Bu konuda sağlamış olduğunuz üstün katkıdan, yapmış olduğunuz mücadeleden dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. MHP ve Cumhur İttifakı olarak ülkemizin hem bugününe hem de geleceğine ışık tutuyor, güvence oluyoruz. Bizim boş laflarla vakit kaybetmeye hakkımız yoktur. Bizim onun bunun tahrik ve tertiplerine boyun eğecek halimiz de yoktur. Yolumuza bakacağız, önümüze bakacağız, işimize bakacağız, mücadelemize bakacağız, Allah’ın izniyle 2053’de Süper Güç Türkiye’ye mutlaka ulaşacağız. Hedefi büyük, ama heyecanı küçük bir hareket değiliz.
Dünyanın gidişatını, insanlığın sürüklendiği çıkmaz sokakları, jeopolitik bilek güreşlerini, siyasi ve stratejik gerilimleri Türkçe okumanın, Türkçe yorumlamanın, gelişmelere başkent Ankara vizyonuyla bakmanın yegâne çare olduğunu öngörüyoruz. Bu yüzden hedefimiz büyük, heyecanımız diri, kendimize güvenimiz zinde ve zirvededir. Bunun ilhamını da Türk milletinden ve Türkiye Cumhuriyeti’nin muktedir vasfından alıyoruz. Biliniz ki, “Terörsüz Türkiye” gerçekleşecek hedefimizdir. Büyük ve güçlü Türkiye ulaşılacak hedefimizdir. Dahası, vakti saati geldiğinde, tarihle coğrafya aynı yöne baktığında, nihai hedefimiz olan İ’la-yi Kelimetullah Allah’ın izni ve inayetiyle gerçekleşmiş olacaktır. Ne diyordu Akif; Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek… Şüheda gövdesi bir baksana dağlar, taşlar… O, rüku olmasa dünyada eğilmez başlar. Gelen Türk asrı, yaşanan Türkiye Yüzyılı, bunu başaracak ve omuzlayıp çağların üstüne çıkaracak da Asım’ın bayraklaşmış neslidir.
Önemle altını çizmek isterim ki, ahlakın sınırları bir bakıma dayanışmanın sınırlarıdır. Eğer bir toplumda, bir millette dayanışma varsa milli ahlak yaşıyor demektir. Hamd olsun dayanışma duygularımız tüm tahribatlara karşı hala ayakta, hala dirençlidir. Bu sebeple umutlu olmak, karamsarlığa yüzümüzü dönmek durumundayız. Merhum Hocamız Prof. Dr. Erol Güngör; “Ahlak olmazsa, toplum hayatı denen şey de olmaz, yani insanlar bir arada yaşayamazlar” derken önemli bir tespitte bulunmuştur. Ve devamla; “Toplumda teknik değişmelerle, sosyal değişmelerin birbiriyle dengeli bir şekilde yürümediği takdirde; ahlaki bunalımların ve çatışmaların ortaya çıkacağını” vurgulayarak, bugün içinde kıvrandığımız sorunlara yaşadığı yıllarda iyi bir şekilde teşhis koymuştur. Aslında toplum hayatını, ekonominin kurallarını, sosyal ilişkileri ve insan ihtiyaçlarını başkalarına zarar vermeden düzenlemek bir arada yaşamaya ve ahlaki gelişmeye büyük bir destek sağlayacaktır. Bu da aileden başlayarak, sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi partilere kadar gözetilmesi gereken başlıca konulardan birisidir. Siyasetin kalbine giden damarların açık olması ve görevini tam yapması evvela birlikte yaşamanın vazgeçilmezliğine duyulan bağlılıkla mümkün olacaktır. Akif’in sözleriyle ifade edecek olursak; “milli ahlak, milli ruhtur.” En büyük güvencemiz de milli ruhun sağlam oluşudur.
Milli ve manevi değeri olmayan, kökünden kopan, öz değerlerine yabancılaşan toplumların tarihten silinmesi kaçınılmazdır. Tarihin harabeleri aslını yitirmiş, özünden uzaklaşmış, gelecek ülkülerini kaybetmiş, birlikte yaşama iradesinden kopmuş millet ya da devletlerle doludur. Bu suretle dikkat ve temkinle hareket etmeliyiz. Hem bugünümüzü hem de geleceğimizi düşünmeliyiz. İran’ı hedef alan saldırıları görüyor ve takip ediyorsunuz. Haksız ve soysuz bir savaşın bütün sonuçları karşımızdadır. Bir savaşı başlatmak kolaydır, ama bitirmek zordur. Bir askeri operasyonda çok boyutlu taarruz her an mümkündür, ama ricat, yani geri çekilme çok yüksek maliyetlere yol açabilecektir. ABD ile İsrail’in İran karşısında teklemeye başladığı, iç kamuoylarında ise çözülmelerin hız kazandığı anlaşılmaktadır. Savaşın bölgesel mahiyet kazanması, etnik ve mezhebi bir hüviyete bürünmesi hususunda kahredici bir provokasyon devrededir. Hatta Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek, İran’la Körfez ülkelerini çatıştırmak, bu suretle savaşın akışını değiştirmek amacıyla karanlık planların yapıldığı da esasen sır değildir. Stratejik bilgi çift katmanlıdır. Bir yandan dış çevreyi anlamayı, diğer yandan da sahip olunan kapasiteyi doğru tartmayı gerektirmektedir. Türkiye gelişmeleri doğru anlarken, kendi kapasitesini bilmekte, stratejik dengeleme ve doğrulamayı yapmaktadır.
Hiçbir tehdide eyvallah demeyiz, diyemeyiz. Bununla birlikte Siyonist-emperyalist menşeli derin çukura düşecek, algı ve istihbarat oyunlarının tuzağına kapılacak yeni yetme bir devlet de hiç değiliz. ABD-İsrail ortaklığının askeri, siyasi ve ekonomik külfeti artıkça, bilhassa iç kamuoylarının İran savaşıyla ilgili kategorik itirazları yükseldikçe etrafımızda biriken tehlike daha da yoğunlaşacaktır. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız. Türkiye’yi gayya kuyusuna itmek için yapılan ahlaksız tezgâhları isabetle okumalı, bu kuyuyu kazanları boşa düşürmeliyiz. Görüldüğü kadarıyla, ABD ve İsrail için evdeki hesap İran’a uymamıştır. Birbiriyle bağlantısız ve tutarsız açıklamaları bir yana bırakırsak, bölgesel sıkışma ve basınç yüksekliği küresel mahiyet almak üzeredir. Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazlar, Basra Körfezi’ndeki tıkanmalar, petrol ve diğer enerji kaynaklarının taşınması ve lojistiğiyle ilgili çok ciddi aksaklıklar ve sıkıntılar savaşın çok boyutlu sonuçlarının doğacağını işaret etmektedir. Karşılıklı füze saldırıları, bombalanan okullar, hastaneler, sivil ve masum insanlar küresel vicdanı titretmektedir. Savaşın en büyük mağduru elbette gene çocuklardır. Yol yakınken ateşkes rejimi devreye girmelidir. Eller tetik yerine uzlaşma gayesiyle birleşmelidir. Aksi halde İran; ABD-İsrail ortaklığı için yeni bir Afganistan’a, yeni bir Irak’a, hatta yeni bir Vietnam’a dönebilecektir.
Siyonist eşkıyalığın İran’da rejim değişikliğini sağlama hesabıyla ABD’nin askeri ve stratejik altyapıları vurma hedefi çelişmekte, görüş farklılıkları iyice ayyuka çıkmaktadır. Lübnan’dan Bahreyn’e, Katar’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Kuveyt’ten Irak’a, Ürdün’den Umman’a kadar bölgemiz barut fıçısı, patlamaya hazır saatli bomba gibidir. Bizim için yegâne öncelik barış ve istikrardır. Bu savaşa derhal son verilmelidir. ABD-İsrail, İran’dan elini çekmelidir. Karşılıklı diyalog ve diplomasiyle silahlar susmalı, siyaset konuşmalıdır. Herkesi uyarıyorum, sıcak gelişmelerin her türlü ihtimale açık olması münasebetiyle körüklenen şiddet ateşi küresel ve bölgesel alana sıçramadan söndürülmelidir. Aksi halde dünya ve beşeriyet çok ağır bir bedel ödeyecektir. Bizim için öncelikli hedef Türkiye’nin güvenliğidir. Muazzam devlet ve millet aklımızın hikmetli müktesebatıyla kapımızın önünde olup bitenleri anbean takip etmek durumundayız. Türkiye’mizi ve aziz milletimizi riske atacak, hedef yapacak, hatta İran’la ve diğer bölge ülkeleriyle çatıştırmayı sağlayacak niyet ve emellere ağır başlı bir şekilde yaklaşmak esas olmalıdır. Fakat buna rağmen kasti ve doğrudan musallat olan hiçbir düşmanca muameleye de kesinlikle tahammül etmeyeceğimizi, kim olursa olsun egemenlik haklarımızı ve bağımsızlık onurumuzu cansiperane şekilde savunacağımızı herkes çok iyi bilmeli, hesabını ise buna göre yapmalıdır.
Bizim mücadelemiz ikna edilmişlerle değil inanmışlarla, kapı arasından bakanlarla değil kapıyı omuzlayıp içeri giren serdengeçtilerle yapılmış, bundan sonra da böyle olacaktır. Türk milletinin karşısında birikmiş tehditler, bilenmiş tehlikeler aynısıyla Milliyetçi-Ülkücü Hareket içinde geçerlidir ve bu durum son derece normaldir. Çünkü bizim siyasetteki gayemiz Türk milletinin hayat ve varlık hakları üzerine bina edilmiştir. Türkiye’nin önünü kesmek, yükselişini durdurmak, ayağına zincir vurmak, onca yapılanı yıkmak, onca yatırımı ve hizmeti baltalamak amacıyla faal halde olanlar aynı kuyrukta sıraya girmişlerdir. Karşımızda belirginleşen husumet cephesi kalabalık ve karanlıktır. “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında devamlı surette bize saldıran, akla hayale sığmayan iftiralarla kale duvarlarımızı yıkmaya çalışan milliyet fukarası sözde milliyetçi güruhun içi boş ezberlerinin farkındayız. Nitekim bize yönelik saldırılarla aziz milletimizi hedef alan tahrip düzeyi yüksek kumpaslar yakın benzerlikler taşımaktadır. Çünkü MHP Türk milletinin son kalesi, son siperi, düşman karşısında atılacak son kurşunudur. Olan biten ne varsa biliyor, izliyor, çok sıkı bir şekilde takip ediyoruz. Hıyanet ve hezimete her kim teşne ise karşısında MHP'yi bulacaktır. Şeytan oradaysa iman buradadır, haydi hodri meydan. Biz adamı yüzünden, satılmışı da gözünden tanırız. Milletimin hiçbir ferdi yılgınlığa kapılmasın; düzelir böyle kalmaz, yıkılır güze kalmaz, hesap sorulur mahşere bırakılmaz. Cıngıllı fistan olanlar karşımıza geçip güllü gülistanlık taslıyor. Delikli kapla su taşımanın çabasıyla oyalanıyorlar. Çürük merdiven bulmuşlar dama çıkmanın arayışındalar.
Olayların akışına kapılmayan, dedikoduların seline teslim olmayan, kara propagandaların tesirine kat’iyen girmeyen sizler, herkesi, bilhassa siyasi gevezeleri takip edip gerekli notlarınızı alarak zihin defterinize not ediyorsunuz. Buna da devam ediniz. İçinizde fırtınalar esse de, ruhunuzda depremler olsa da, aklınız hayretler içinde kalsa da sağduyunun yolundan ayrılmadan, hadiselerin kaynağını tefrik edip, fitne elebaşlarını her yönüyle yorumluyorsunuz. Bu yüzden sizlerin vicdanına, sizlerin karar ve tercihlerinize güvenim eksizdir. Her zaman sözlerimizde samimi olduk. Davamızdan ödün vermedik. Düşman çevrelere el açmadık. Hiç kimseye karşı el pençe divan durmadık. Kötülüğün kaybetmesi için milli şuur ve akıl sahibi kardeşlerimle güç birliği, hedef birliği yaptık. İhanetin mağlup olabilmesi için vatanseverlerin, milletseverlerin, bayrak aşıklarının, Türkiye sevdalılarının yürekleri mutlaka toplu atması gerektiğine inandık. Akif diyor ya; “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” Tefrikaya karşı milli birlik, nifaka karşı milli inanç, Türkiye’nin yükselişi için de MHP ve Cumhur İttifakı yegâne çare ve ihtiyaçtır. Büyük düşünürümüz Yusuf Has Hacip asırlar evvel bakınız bizlere nasıl seslenmiştir: “insan, insana daima yakın yaşar; kötüler olmasa, iyiler yapacak bir iş bulamaz.”
57 yıllık bir maziye dayanan siyaset ve dava mücadelemizde hiç kimseye, hiçbir güç ve çıkar lobisine diyet borcumuz olmamıştır. Saklayacak, gizleyecek, üzerini örtecek bir açığımız görülmemiştir. Başımızı eğecek, yüzümüzü kızartacak, gözlerimizi kaçıracak bir yanlışımız, bir mahcubiyetimiz, verilemeyecek bir hesabımız da hamd olsun hiç yaşanmamıştır. Herkese duyuruyorum, herkesin bilmesinde yara görüyorum: Allah’tan korkmayıp cennetten çıkmayanlar, Çakal olup Bozkurt’a diş gösterenler, Münafıklığın her türlü yüzünü sahneye sürenler, Densizin devesi gibi çan çan ötenler, şunu özellikle unutmasın ki, davamızı çiğnetmeyeceğiz, üç hilali soldurmayacağız, al bayrağımızı indirtmeyeceğiz, sonu ölüm de olsa surda gedik açtırmayacağız. MHP'ye zincir vurmak, kement bağlamak, kelepçe takmak hiçbir alçağın, hiçbir ahlaksızın harcı ve haddi değildir. Sürekli kışkırtılan karalama kampanyalarının, sürekli gündemde tutulan karanlık senaryoların müellif ve müteahhitlerinin, zamanı geldiğinde hem vallahi, hem billahi burunlarından fitil fitil getireceğimizi de herkes bilmelidir. Kötüleri ve kötülükleri unutursak kanımız kurusun diyorum. Yok öyle üç kuruşa beş köfte, saman altından su yürütüp saklandıkları deliklerden bağrımıza taş atanların yakasından bizzat büyük Türk milleti tutacaktır. Millet kendi eserine, sevdasından deliye dönmüş MHP'ye ve Cumhur İttifakı’na duasıyla, desteğiyle, muhteşem iradesiyle sahip çıkacaktır. Tutamayacağımız sözü dilimize, veremeyeceğimiz sevgiyi kalbimize, ulaşamayacağımız hedefleri önümüze koymadık, koymaya da niyetimiz yoktur.
Merhum Hocamız Prof.Dr Nurettin Topçu’nun dediği gibi “kin, zaafın ve esaretin mahsulüdür. Muhabbet, bolluk ve rahmet dağarcığıdır.” Bizim işimiz kin değil muhabbettir; kibir değil mütevazılıktır; nihayet milli ve Muhammedi ahlakı hakkıyla içselleştirip yaşamaktır. Ancak yanlışa yanlış, doğruya doğru demek de siyasi ahlakımızın gereğidir. Bundan da şaşmayacağız, sapma göstermeyeceğiz. Yusuf Has Hacib diyor ki: Her sözü dinle, hemen inanma. Gönül sırrını açma, sıkıca sakla. Doğru ol, dürüst davran, İki dünyayı da kazanır doğru olan. Gönlümüzü de dilimizi de doğru tutuyoruz. Ve Allah’tan niyaz ediyoruz ki: Tenimizden çıkarken canımız, Şehadet ile kesilsin son nefesimiz. Cenab-ı Allah milletimizin, vatanımızın ve Türkiye sevdalısı siz aziz dava arkadaşlarımızın yar ve yardımcısı olsun. Önümüzdeki hafta karşılayacağımız Kadir Gecemiz mübarek olsun. Ayrıca aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin ve sizlerin yaklaşan Ramazan Bayramını şimdiden tebrik ediyorum. Rabbim, birliğimizi ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermesin, Türk milletini belalardan, kazalardan ve felaketlerden muhafaza etsin. Konuşmama son verirken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.