Bahçeli: Süper Güç Türkiye'nin Adımları Duyuluyor
TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada iç ve dış siyasi gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulunan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yeni bir nizamın nasıl kurulacağı konusunda belirsizlikler sürerken krizlerle boğuşan dünyanın genel tablosuna bakıldığında masada ve sahada aynı olabilmeyi başaran Türkiye'nin bölgesinde ve küresel arenada istikrar adası gibi sivrildiğini, Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin kesintisiz diplomatik temasları ve ihtilafları diyalogla çözme çabalarının takdire şayan olduğunu belirterek, tarihinde saklı kalan ülkülerini gerçekleştirme gayretinde olan Türkiye'de; Türk ve Türkiye Yüzyılı sancağının el birliğiyle açıldığını, süper güç Türkiye’nin muktedir adımlarının duyulmaya başlandığını söyledi.
MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ'NİN TBMM GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI
Onbir ayın sultanı Ramazan-ı Şerifle bir kez daha müşerref olacağımız mübarek günlerin eşiğinde bugünkü grup toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Konuşmamın hemen başında hepinizi en kalbi duygularla, hürmet ve muhabbetle selamlıyor, kavuşmamızı nasip eden Cenab-ı Allah’a sonsuz şükrediyorum. Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımıza, Gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın mücadelesini veren tüm kardeşlerimize en samimi hislerimle birlikte şükranlarımı sunuyorum. Allah kısmet ederse önümüzdeki Perşembe günü rahmet ve mağfiret mevsimi olan Ramazan ayının ilk gününü idrak edeceğiz. Ramazan-ı Şerife; bereketin ayıdır, paylaşmanın adıdır, kardeşliğin anıtıdır, hatırlamanın ve hatırlanmanın adabıdır. Aynı zamanda Ramazan-ı Şerife, Kur’an-ı Kerim’in ahlakıdır. Bu kutlu ayda niyazım, hasta gönüllerin şifayla, dertlilerin devayla, borçluların edayla buluşmasıdır. Öyle bir mukaddes mevsimdir ki; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluşun müjdesiyle doludur. Hepsinden mühimi de, doğru yolun, hak ile batılı birbirinden ayırmanın açık ve parlak bir delili olan yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’in indirildiği aydır. Ramazan münasebetiyle cennetin kapıları ardına kadar açılırken, cehennemin kapıları kilitlenip şeytanlar zincire vurulmaktadır.
İnsanlığın maruz ve mahkûm kaldığı belaların dallanıp budaklandığı bir dönemde, nefis terbiyesine, kalp temizliğine, vicdan tefekkürüne, huzur tecellisine çok ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç hali her geçen gün daha da aciliyet kazanmaktadır. Maalesef insanlık tehlikeli bir girdabın ortasında, çözümü gittikçe karmaşıklaşan girift bir bulmacanın odak noktasındadır. Bir yanda süregelen kanlı çatışmalar, sonuçsuz çekişmeler, iç savaşlar, hâkimiyet kavgaları, istikrarsız coğrafyalar, kutuplaşmış ülkeler, ekonomik zorluklar, zulüm ve adaletsizliklerin karanlık yüzü varken; diğer yanda mazlumların feryadı, gariplerin iç çekişi, masumların devamlı kamçılanan mağduriyetleri söz konusudur. Bakınız, Gazze’de son yüzyılın en ağır insanlık suçu işlenmiştir. Ne hikmetse emzikli sabilerin, soykırım çarkında öğütülen çocukların; kendi grup kanlarını içe içe ölüme terk edilen kadınların, yaşlıların; velhasıl suçsuz günahsız bir sivil halkın çığlıkları yeterince duyulmamış, yeterince duyarlılık gösterilmemiştir. Şımarık ve soykırımcı İsrail Başbakanı ve hükümeti en küçük nedamet hislerine sahip olmak şöyle dursun, insan hakları ihlaline, adalet ve hukuk inkârına zora dayalı şekilde devam etmiştir. Ramazan denilince akıllara ve gönüllere düşen sabırdır, şefkattir, samimiyettir, cömertliktir, merhamettir, duadır, hoşgörüdür, açı doyurup açıkta kalana el uzatmaktır. Ancak Filistinli kardeşlerimize bu insani ve vicdani erdemler çok görülmekte, makus kaderleriyle baş başa kalmalarına taammüden göz yumulmaktadır.
İsrail hükümetinin geçtiğimiz günlerde Batı Şeria’da arazi tesciline ilişkin aldığı son karar uluslararası hukukun çiğnenmesi olduğu kadar süregelen soykırım suçunun farklı kanallardan ilerlediğinin de teyididir. Yasa dışı ilhak hamleleri elbette hükümsüzdür. Filistin halkını yerinden yurdundan zorla çıkarmayı hedefleyen, Yahudi yerleşimcilere alan açmayı gözeten her türlü gayri meşru ve gayri hukuki adım inanıyorum ki hakkın ve hakikatin barajını aşamayacaktır. Siyonist vandallığın bir bildiği varsa hiç kuşkusuz Allah’ın da bir bildiği vardır ve hiçbir zalim buna güç yetiremeyecek, bununla boy ölçüşemeyecektir. İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında hak iddiası ve egemenlik kurma iştahı sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bu son vahim gelişmeler barışçıl arayışları gölgelemektedir. İki devletli çözüm iklimini de zehirlemektedir. Uluslararası toplum Filistin topraklarına pranga vuran işgal ve ilhak politikalarını reddetmeli, bununla ilgili kararlı hamleler yapmalıdır. Ancak uluslararası toplum mefluç ve metruk haldedir. Nasıl ki, görünen köy kılavuz istemiyorsa, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben tesis edilen kurallara dayalı uluslararası düzenin iflas ettiğinin de şahitli itirafına gerek kalmamıştır. Çünkü her şey ortadadır. 13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Münih şehrinde düzenlenen 62’inci Güvenlik Konferansı uluslararası düzenin yıkım sürecinde olduğunun yoğun tartışmalarıyla geçmiştir. “Yıkım Altında” temasıyla düzenlenen mezkur konferans, bir nevi malumun ilanına da sahne olmuştur. 19-23 Ocak 2026 tarihinde yapılan Davos Zirvesi’nde de benzer tartışmalar yaşanmıştır.
Yıkılan bellidir, yıkanlar da bellidir; fakat neyin kurulacağı, nasıl kurulacağı, ne zaman kurulacağı belirsizliğin ve bilinmezliğin dibine oturmuştur. Ankara’dan dünyanın genel tablosuna baktığımızda ümitvar olacağımız, memnuniyet duyacağımız, yüreklerimize su serpecek bir aydınlık, bir arayış veya dört başı mamur bir amaç görülmemektedir. Buna karşılık Türkiye hem bölgesinde hem de küresel arenada istikrar adası gibi sivrilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Dışişleri Bakanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin kesintisiz diplomatik atılımları, ihtilafları diyalogla çözme çabaları gerçekten takdir ve tebrike ziyadesiyle layıktır. Masada ve sahada aynı anda olabilmeyi başaran bir Türkiye’yle hepimizin iftihar etmesi esasen bir manevi görevdir. Nerede bir sorun varsa Türkiye müessir bir şekilde oradadır. Komşu ülkelerin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile egemenlik haklarını herhangi bir tereddüde düşmeden savunan ve sahiplenen; barış, huzur ve istikrar özlemlerinin gerçekleşmesi için fincancı katırlarını ürkütmekten kaçınmayan bir Türkiye gerçeği hepimiz adına bir talihtir. Sadece insanımızın saadetine hizmetle kifayet etmeyen, dahası insanlığın selameti, bölgesel ve küresel istikrar adına gövdesini taşın altına koymayı göze almış bir Türkiye tarihimizin saklı kalan ülkülerini gururla takip ve temin gayretindedir. Bozuk plak gibi aynı nakarata takılı kalanların, ezbere dayalı kara propagandayı seslendirmeyi marifet sayanların zoruna gitse de, alayının birden uykuları kaçsa da diyorum ki, Türk ve Türkiye Yüzyılının sancağı elbirliğiyle açılmış, süper güç Türkiye’nin muktedir adımları hamd olsun duyulmaya başlamıştır.
Son tahlilde diyeceğim şudur: Ramazan ayında sağduyu ve sükûnet içinde orucumuzu tutup ibadetimizi yaparken, manevi muhasebeyi, insanlığın hal ve gidişatını mutlaka gözden ve gönülden geçirmemiz de mecburidir. Bunun yanı sıra, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin kesilmeden ilerleyip makul bir uzlaşma vasatında görüş ve fikir birliğinin tecelli etmesi samimi dileğimizdir. Kuzeyimiz çalkalanırken, güneyimizin de savaş ortamına sürüklenmesi bölgesel dengelerle birlikte küresel dengeleri de sarsacak, yaygın ve küresel bir çatışma hali karşımıza çıkacaktır. Bir başka mühim mesele de Filistin devletiyle ilgilidir. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız ve egemen bir Filistin Cumhuriyeti’nin kurulmasından başka tarihi, coğrafyayı, insan ve İslam vicdanını tatmin edecek ikinci bir seçenek yoktur. Huzurlarınızda Gazzeli mazlumlar başta olmak üzere, Türk-İslam âleminin Ramazan-ı Şerifesi’ni tebrik ediyorum. Muhterem heyetinizin, aziz milletimizin bu mübarek ayını kutluyor, nice hayır ve hasenata kapı açmasını Yüce Allah’tan diliyorum. Kucaklaşmak varken kutuplaşmak vebaldir. Sevmek varken nefret diline sapmak vahamettir. Saygı varken küstahlığa meyletmek vefasızlıktır. Konuşmak varken kavga etmek insani hasletlere vedadır.
Bu Ramazan’da dayanışmanın, duyarlılığın, empatinin, yardımlaşmanın güzelliklerini hep birlikte göstermeliyiz. Ülkemin her yerinde gönül gönüle vererek kardeşliğimizi yüceltmeliyiz. Bol yıldızlı otellerin restoranlarında değil mütevazı sofralarda yerimizi almalıyız. Milletvekillerimiz ve tüm teşkilatımızla eşzamanlı şekilde daha hızlı, daha aktif, daha sorumlu, daha özenli, daha müşfik, daha kucaklayıcı, daha hazır olmalıyız. Bayrak şairimiz Merhum Arif Nihat Asya diyor ya; “Bir kuşa yeten iki kuşa da yeter.” Biz sadece şükredelim, kanaatkâr olalım, paylaşmasını bilelim. Yine diyor ki; “İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.” Biz gelin tertemiz gönüller arasında köprü kuralım. Biz gelin fakir fukaranın konuşan dili, bakan gözü, duyan kulağı, dokunan eli olalım. Hatırlayınız, yıllar önce bir konuşmamda, Anasının, babasının gözlerine bakan yurdumun masum çocuklarının sözcüsü olmak istemiştim. Onların mahrumiyetini taa yüreğimde hissedip imrenen ruhlarına tercüman olmayı dilemiştim. Ve memleketim olan Gavur Dağı’nın söyleyişiyle; “Hani benim püskevitim, çukulatam” demiştim. Şairin ifadesiyle; çaresiz ve yalnızların, “gel diyecek kimsesi” olmayı hedeflemiştim. O gün bu konuşmayı anlamayan gafiller haftalar boyu müstehzi ifadelerle püskevit kelimesini dillerine dolamışlardı. Ve ne üzücüdür ki bizim arkadaşlarımız da bu seslenişin hak ettiği derinliği fark edememişlerdi. Varsın olsun, hata da insanlar içindir. Bu Ramazan’da hep birlikte, sofraların, ocakların, çocukların, gençlerin, yaşlıların ve kadınların sesi olalım. Yeter ki, onların dertlerine ortak olalım. Püskeviti olmayan çocukların çağrısını işitelim.
Biz öylesine büyük bir medeniyetin, öylesine kutlu bir tarih ve kültür zenginliğinin varisleriyiz ki, felaketin kayalıklarından fidan fidan serpilen, ağır sorunların çorak bağrından filiz filiz yeşeren birlik ve kardeşlik bahçemizde el ele tutuşmasını çok şükür biliriz. Bu sayede mazlumların göz pınarlarından süzülen yaşları sileriz. Küçücük yavruların soğuktan titreyen ellerinden tutarız. Gariplerin ümidi, çare arayanların sesi, darda kalanların nefesi oluruz. Çünkü biz büyük bir aileyiz, asil ve soylu bir milletin sevdalılarıyız. Diyor ya şair; Müslüman yürekler bilirim daha, Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet. Eller bilirim haşin hoyrat mert, Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır, Her kırışığı sorulacak bir hesabı, Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır. Hep dedim, yine diyorum, yine diyeceğim; bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. Devlet ve millet ele ele verdikçe, MHP ve Cumhur İttifakı ahlaki ve soylu duruşunu muhafaza ettiği sürece Allah’ın izniyle yapamayacağımız, başaramayacağımız hiçbir şey yoktur. Bugün ne olmuşsa dünün hayalidir. Yarınlar da bugünkü hayallerimizin gerçeğe dönüşmesine imkan sağlayacaktır. Gözümüzün gördüğü hiçbir şeyden korkuya gerek yoktur. Hangi riski alıyorsak hedeflerimizle orantılıdır. Süresi geçmiş tehlikelere karşı gıyabi kahramanlık taslayanların bizi anlayıp anlatması hem mümkün hem de muhtemel değildir.
Bildiğiniz üzere devlet ve millet dayanışmasıyla 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan asrın felaketi göğüslenmiş, yaralar sarılmış, umutlar tazelenmiş, ocaklar yeniden tütmüştür. Ne kadar övünsek azdır, depreme dayanıklı kalıcı konutlar hak sahiplerine teslim edilmiştir. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinin merkez üssü olduğu deprem felaketinde 53 bin 537 vatandaşımız hayatını kaybederken, 107 bin 213 vatandaşımız yaralanmıştır. İkiz depremde hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Hatırlarsanız, devletimiz depremin ilk anından itibaren tüm kaynak ve imkanlarını seferberlik ruhuyla harekete geçirmiştir. Hiçbir insanımız mağdur edilmemiştir. Bugüne kadar depremin toplam maliyeti de 150 milyar doları bulmuştur. Yıkılan yapılmış, ihtiyaçlar karşılanmış, nitekim her zorluğun üstesinden Allah’ın izniyle gelinmiştir. İnsanüstü emek ve çalışmanın sonunda yeni bir hayatın müjdesi verilmiştir. Asrın İnşa Seferberliği kapsamında; 367 bin 995’i konut, 65 bin 672’si köy evi, 21 bin 690’nı iş yeri olmak suretiyle toplam 455 bin 357 bağımsız bölüm inşası tamamlanmış, hak sahibi vatandaşlarımıza da teslim edilmiştir.
Eğri bakan doğruyu göremezmiş, gönlü pak olanın da yolu şaşmazmış. CHP ile bilumum muhalefet bakiyesinde toplaşan siyasi garabetler yapılanı kötüleyerek, hizmeti karalayarak, devasa eserleri yok sayarak istismar ve rant peşine düşmüşlerdir. Yalana bin yalan katmanın adı siyaset olamaz. Depremle ilgili dedikodu üretmenin izahı yapılamaz. Doğruyla yanlışı tefrik edemeyen bir siyasetçinin vicdanından bahsedilemez. İyiyle kötüyü fark edemeyen bir siyasetçinin erdemli olmasını beklemek ise boşa kürek çekmekle eşdeğerdir. CHP yönetimi, doğal afetten siyasi afet çıkarmak için elinden geleni ardına koymamıştır. Konutlarına kavuşan vatandaşlarımıza boş senet imzalatılıyor demek yalnızca bühtan değil, siyasi namusla çelişen bir hezeyandır. CHP’nin işi gücü fitne fesattır. CHP’nin geçim kapısı kriz ve kargaşaya oynamaktır. Geçtiğimiz hafta Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına atanan değerli arkadaşlarımızın yasal ve anayasal prosedür olan yemin merasimlerinde yaşanan ilkellikleri, şiddet sahnelerini, anti demokratik muameleleri aziz milletimiz ibretle seyretmiştir. Gazi Meclis aciz Meclis değildir. Gazi Meclis kürsü işgaliyle üçüncü dünya ülkelerini andıracak bir Meclis değildir. Yeni atanan bakanlarla ilgili eğer varsa merak edilen bir husus yasal ve demokratik kanallar açıktır, ortadadır.
Muhalefetin sahip olduğu imkanları kullanmaya yanaşmadan Meclis’i karıştırması, yasal ve anayasal bir hakkı engellemeye çalışması yeni sürüm bir siyasi eşkıyalık değilse nedir? Ali kıran baş kesen misiniz? Nesiniz, kimsiniz? Deli Dumrul gibi hareket etmenin neresi demokrasidir? Gazi Meclis’i şov ve savaş alanına çevirmenin kime ne faydası vardır? Sözün hükmü yerine yumruğun gücüyle oraya buraya sataşmak bir siyasetçiye yakışıyor mu? CHP’nin siyasi çizgisiyle bağdaşıyor mu? Özellikle yeni atanan Adalet Bakanımızla ilgili rahatsızlığınızın kaynağını nasıl yorumlayalım? İstanbul’daki tezgahınız bozuldu, öfkeniz buna mı? Rüşvet ve yolsuzluk çarkınız kırıldı, sinir nöbetiniz bundan mı? Maskeleriniz düştü, ipliğiniz pazara çıktı, foyanız ortalığa döküldü; anormal stres ve gerilim sebebinizin nedeni buna mı dayalı? Tekraren ifade ediyorum; geçtiğimiz hafta Çarşamba günü yapılan yemin merasiminde TBMM’nin saygınlığına leke düşüren müfsit ve müflis CHP zihniyetini ayıplıyor, haddinizi bilin diyorum. Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’i ve İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’yi ayrı ayrı tebrik ediyor, tam desteğimizle birlikte başarılar diliyorum.
Bir hafta evvel, yani 9 Şubat 2026 tarihinde partimizin şanla şerefle geçen 57’inci yıl dönümünü kıvançla, haklı bir gururla kutladık. 57 yıl demek siyasette çınarlaşmak demektir. 57 yıl demek kahramanca ve kahırdan lütuf doğacağını bekleyen bir mücadele disipliniyle geçen koskoca bir ömür demektir. Dikkat ediniz, geçmişi konuşuyorken bugünkü gerçeklerimizi pas geçemeyiz. Anılarla meşgul oluyorken geleceğimizi ihmal edemeyiz. Çok şükür, ülkemize göz dikecek olan mihrakları caydıracak fikri, siyasi ve imani kudrete sahibiz. Bu şartlar altında yalnızca uyanık durmak yeterli olacaktır. Dünün ve yarının şekillendirdiği değerler alanının güvencesi altında, bugünün gerçekler alanına ulaşmamızda hiçbir eksiğimiz yoktur ve olmamalıdır. Siyasi geleceğimizi şu sorulara vereceğimiz cevaplar ile “şimdiyi okuma yeteneğimiz” ve “şimdiyi kazanma gücümüz” belirleyecektir. Ne oluyor? Ne olmuyor? Ne yapmalıyım? Ne yapmamalıyım? Nasıl geldim? Nasıl gideceğim? Kimle geldim? Kiminle birlikteyim? Aksi takdirde gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgarın yardım etmeyeceği gerçeğiyle engin denizlerde çalkalanır dururuz. Cumhur İttifakı’yla kenetlenerek varlığına sevdalandığımız büyük Türk milletini kutlu geleceğe ulaştırmaya talibiz. Takdir edersiniz ki bu yolculuk kendiliğinden gerçekleşecek mutlak bir akıbet değildir.
Milletimizin bizden duymak istediği cevaplara hazır olmak durumundayız. Türkiye ve Türk milleti için; Ne düşünüyoruz? Ne yapacağız? Nasıl yapacağız? Kimle yapacağız? Farkımız ne? Vasıtalarımız neler? Bugüne kadarki siyasetimizin bu sorulara vereceği bir karşılık mutlaka vardır. Ne var ki bu hazırlıkların tamam olmasının ülkülerimize ulaştırmaya yeterli olmadığı da ortadadır. Doğal olarak başka soruların cevaplarını da aramalıyız: Partimizi nasıl büyüteceğiz? Büyümenin getireceği ilave sorumlulukları nasıl taşıyacağız? Değer-gerçek denkleminde fikir-politika dengesini nasıl oluşturacağız? Tutkuyla bağlandığımız fikri mesajları politik mesajlara nasıl eklemleyeceğiz? Bu yeni tutum içinde çok rakipli siyasetin sıklet merkezine nasıl yerleşeceğiz? Atacağımız yeni adımlarda yapacağımız politik pivot hareketinin eksenini nasıl çizeceğiz? Uyaran mesajlardan, müjdeleyici tekliflere geçişin esnekliğini nasıl sağlayacağız? Günlük siyasete yönelirken sahip olduğumuz yüksek vizyonu nasıl muhafaza edeceğiz? Partimiz yeni ufuklara doğru yelken açarken başarının en emin yolunu, bu sorulara vereceğimiz sağlıklı, yerinde ve isabetli cevaplar belirleyecektir. Eğer, geçmiş ile gelecek arasındaki vazgeçilmez bağı sağlayan “bugünün” sorularını karşılayabilirsek, Bugünün ihtiyaçlarına cevap verebilirsek başarı hem kalıcı hem de sürekli olacaktır.
İşte o zaman; Büyük Türk devletinin bekasında, Büyük Türk milletinin refahında, Bölgemizin ve dünyanın barış ve huzurunda; MHP, tıpkı bir zembereğin saatte oynadığı fonksiyonu siyaset mücadelesinde yerine getirecektir. Bu sağlanabildiğinde, tıkır tıkır işleyen bir insani düzen biteviye ilerleyip duracaktır. Ama önce buna yürekten inanmak lazımdır. Bu bir ütopya değildir. Bir kere başarmış olanın yeniden başarma ihtimalinin hiç yapmamış olana göre çok fazla olduğunu biliyoruz. Hedefimiz, döneminin şartlarında benzerlerini ecdadımızın sağladığı tarihi nizamın çağdaş bir terkibinden ibarettir. Büyük Atatürk’ün tanımladığı gibi “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” Yeter ki bu cevheri işleyecek siyaset ustalığına ulaşabilelim. Biz, siyasetimizi ulaşamayacağımız hayaller üzerinden yapmıyoruz. Sebepleri sorgulamadan, sonuçları eleştirmenin bir anlamı olmadığına inanıyoruz. Sebepler sabit kaldıkça sonuçların da aynı olacağını biliyoruz. Bu kesintisiz döngünün, sürekli şikâyet edilen sonuçlardan başka bir akıbet oluşturmayacağını anlıyoruz. Daha önce ifade ettiğim üzere, bize göre siyaset; İftihar ettiğimiz Türk milletine hizmet için lütfedilen tarihi bir fırsatın tanımıdır. Bu fırsatı kullanmaya aday diğer aktörlerle girişilen hizmet yarışında öne çıkma becerisidir. Ama öznesi insan, nesnesi devlet, yüklemi demokrasi, cümlesi de Türk milletidir. Milletin olmadığı, ona değer verilmeyen, onun geleceğini düşünemeyen ve düşlemeyen siyaseti kabul etmedik, edemeyiz, etmeyeceğiz. Bunun için devlet-i ebed müddetten olduğu kadar “millet-i ebed müddet”ten de asla taviz vermeyeceğiz.
Siyasetin birilerini koltukta tutmak için sergilenen tiyatro sahnesi olmadığının farkındayız. Çok ciddi iş olduğunu, çok önemli bir sorumluluk olduğunu, bu sorumluluğun icabının mutlaka yapılması gerektiğini biliyoruz. Bütün samimi gayretlerimizin sonucunda; Bir milletin yeni asırlara doğru yolculuğu vardır. İnsanın refahı, mutluluğu ve esenliği vardır. Bir ülkenin geleceği ve mukadderatı vardır. Bu muazzam mücadelenin arkasında ise; Üç hilale büyük bir tutkuyla bağlanmış; Mesaisini ve bütün ömrünü bu siyasete adamış; Çoluk çocuğunun rızkını partisiyle bölüşmüş; Eli yüreğinde, kulağı haberlerde, gözleri çakmak çakmak, yüzbinlerce kardeşimin alın teri, göz nuru, yüksek heyecanı ve ödenemez helal desteği vardır. Başbuğ olup önümüze düşen, şehit olup gönlümüze düşen, taş duvarları medreseyle dönüştüren kahramanlar bugünümüzün asıl mimarlarıdır. Allah hepsinden ve hepinizden razı olsun diyorum. Ebediyete irtihal eden tüm dava ve ülkü arkadaşlarıma, aziz şehitlerimize ve kurucu Genel Başkanımız Başbuğ Alparslan Türkeş Bey’e Allah’tan gani gani rahmetler diliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri saygıyla selamlıyor, başarılı bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.