Derin AKP’ye Karşı Milli İrade Mücadelesi

Yerel seçimler hakkında herkes eteğindeki taşları dökerek yazdılar çizdiler. Seçimlerin odağında olan bizler, seçim yorgunluğunu atamadan kazandığımız belediyelerin hizmet yoğunluğuna daldığımızdan yazma fırsatımız olmadı. Seçim öncesinden başlayarak bir değerlendirme yapalım.   Demokrasilerin genel kuralı gereğince, seçimlerde siyasi partiler birbirleriyle yarışır. Ancak günümüzde, siyasi partilerin birbirleriyle olan yarışından ziyade, AKP Hükümetinin güdümünde olan birimlerin diğer siyasi partiler ile yarışması izlendi.   Yerel seçimlere katılan siyasi partilerden, bir seçim bölgesinde hangi muhalefet partisi güçlüyse, o muhalefet partisinin karşısında diğer siyasi partilerden ziyade AKP Derin Devleti vardı. O bölgede seçimin alınması için AKP Derin Devleti, devletin bütün imkanlarını seferber ederek gereken her şeyi yaptı.   AKP adaylarının devletten maaş alan dar gelirli muhtaç ailelerin listesini kurumlardan alarak, tek tek evlerini ziyaret edip baskı kurması, AKP’ye oy vermedikleri takdirde maaşlarının kesileceği yönünde tehdit etmesi, hangi demokratik kurallar içerisindedir?   AKP adaylarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulları tek tek gezerek çocuklarımızı okutan öğretmenleri baskı altına alması, miting konuşmalarında öğretmenler, sağlıkçılar, polisler ve bütün devlet memurlarını ‘AKP’ye oy vermedikleri takdirde Gavur Dağı’ndan öteye tayinlerini çıkaracaklarını’ söyleyerek tehdit etmelerini demokrasinin neresinde değerlendireceksiniz?   Seçimlere birkaç gün kala, AKP adaylarının mahallelere dalarak sokakların her iki ucunu araçlarıyla kapatıp arada kalan evlere para ve erzak dağıtmasını engellemeyen yetkililer, acaba AKP Derin Devleti’nden aldıkları emir doğrultusunda mı müdahele etmediler?   Seçimden bir gün öncesinin gecesinde, mahallelerini kontrol altında tutarak AKP adayının para ve erzak dağıtmasına mani olan MHP’li gençlerin sokaklardan çekilmesini isteyip, AKP’li gençlerin sokaklarda rahatça gezip para ve erzak dağıtmasına göz yuman yetkililer, bu talimatları AKP Derin Devleti’nden mi aldı?   Seçim afişlerine ‘Arkamda devlet var’ cümlesini yazan AKP adaylarına, müdahele etmesi gereken yetkililer, AKP Derin Devleti’nden aldığı emirle mi müdahele etmediler? Arkalarında devletin hangi kurumunun olduğu sorusuna cevap veremeyen AKP adayları bir yana, devletin kurumları da ‘Biz arkasında değiliz’ açıklaması yapmadı.   Seçim gecesi ülkemizin birçok seçim çevresinde elektrik kesintilerinin olması talimatını kim verdi? Bazı bölgelerde sayım işlemlerinin yavaşlatılması talimatını kim verdi? Adana seçim neticelerinin sürüncemeye bırakılması talimatını kim verdi?   Seçim gecesinde, MHP Adana Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hüseyin Sözlü, sayım işlemleri süren hangi okulu ziyaret ettiyse, o yere Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un girmesi tesadüf müydü? AKP’nin adayı yok mu da Vali Coş sayım yapılan okulları gezdi? Aynı okulları, Bakan Ömer Çelik’in de gezmesi manidar değil mi?   Hüseyin Sözlü’nün, Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olacağının konuşulduğu günlerde yani seçimlere 1,5 yıl kala Vali Coş’un sürekli olarak Hüseyin Sözlü ile takışması, AKP Derin Devleti’nin bir planı mıydı? Adana Büyükşehir’i MHP’nin kazanacağını aklı kesen Vali Coş’un, Adana İl Özel İdaresi mal ve mülklerini başka kurumlara dağıtması, AKP Derin Devleti’nin planı mıydı?   Bütün bu olanlara karşı Hüseyin Sözlü, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı olma yolunda attığı ilk adımdan seçimleri kazanıncaya kadar olan sürede, muhteşem bir strateji uyguladı. Bu stratejinin detayları anlatılacak olsa, siyaset yapmayı düşünenler için iyi bir rehber kitap olurdu.   Çukurova’nın yiğidi Hüseyin Sözlü, devlet imkanlarını sonuna kadar kullanan AKP Derin Devleti’nin taşralardaki yetkililerine karşı amansız bir mücadele verdi. Hüseyin Sözlü,  AKP Derin Devleti ve taşradaki elemanlarına karşı dişe diş göze göz savaşırken, çoğu zaman tek başına ordu gibiydi. AKP Derin Devleti’nin elinden Adana’nın kurtarılması, Hüseyin Sözlü’nün zalimlere karşı verdiği mücadele sayesinde olmuştur.   Hüseyin Sözlü’nün bu mücadele azmi, ilçe belediye başkan adaylarına da güç vermiştir. Hüseyin Sözlü gibi çok önce çalışmaya başlayan ilçe belediye başkan adaylarının çoğu ilçelerinde başarılı oldu.   Şimdi bütün bunlar oldu geçti. Ancak AKP lideri Erdoğan, her platformda milli iradeden söz etmeye devam ediyor. Hangi milli irade? Halkın iradesinden mi bahsediyorsunuz? Yoksa AKP Derin Devleti’nin iradesinden mi?   2009’da halkın seçtiği belediye başkanı Aytaç Durak’ı 11 aydan sonra görev yaptırmadınız. 2014’te yerel seçim neticelerin sürüncemeye bırakarak, Hüseyin Sözlü’yü Büyükşehir Belediye Başkanlığına oturtmamaya çalıştınız.   Seçimleri kazanan Hüseyin Sözlü’yü, seçim neticelerine yapacağınız müdahele ile Büyükşehir makamına oturtmasaydınız, Adanalılar bir şey demeyecek miydi? Adanalılar, ‘’2009’da seçtiğimiz Başkana görev yaptırtmadınız, 2014’de seçtiğimiz Başkanı makamına oturtmamaya çalıştınız. Size ne oluyor?’’ sorusunu elbette soracaktı.   İşte, AKP Derin Devleti’nin korktuğu bu sorunun cevabıydı. Adana’daki Derin AKP yapılanması, halkın bu sorusuna muhatap kalıp, Hüseyin Sözlü’nün dik duruşu etrafında kenetlenecek halkın tepkisinden korktular.   Netice itibariyle, Adana’da halkın iradesi AKP Derin Devleti’nin iradesini mağlup etmiştir. AKP Derin Devleti de dahil Adana’daki herkes, halkın seçtiği Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’ye gereken saygıyı göstermek zorundadır. Adana’nın zulümden kurtuluşunun Komutanı olan Hüseyin Sözlü’nün mücadele azmine, herkes şapka çıkarmak zorundadır.   Milli irade bezirganı Recep Tayyip Erdoğan, çok karaladığı Milli Şef İnönü’nün devrinden daha ileri bir seviyede, Valileri İl Başkanı gibi kullanmaya çalışmıştır. Başarısız bulduğu İl ve İlçe başkanlarını görevden aldığı gibi, seçimlerde başarısız olan POSTMODERN MİLLİ ŞEF VALİSİ’ni de görevden almıştır.   AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan da dahil hiç kimse, Adana ve ilçelerinde yaşanan seçim sürecinden sonra AKP’nin milli iradeye saygılı olduğunu iddia edemez. Kısacası, bu saatten sonra AKP cenahı milli irade bezirganlığı yaparsa, laf kalabalığı yapmaktan öteye geçemez.