Bahçeli: Türkiye'nin Esas Düşmanlarını Tarif Edelim

Sadece terörle mücadele edilmediğine ve terörü bölgesel çıkarları için kullanan ülkelerle kıran kırana bir mücadelenin sürdüğüne dikkat çeken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin kiminle mücadele halinde olduğuna yönelik tanım ve tarifin net bir şekilde yapılması gerektiğini söyledi.

 

MİLLİ VARLIĞIMIZ HEM BİR ESERİN HEM DE BİR BEDELİN MECMUDUR

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’un sonuna doğru gelecek nesillere şöyle hitap etmiş ve tarihe dikkatle not düşmüştü: “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.” Yani milli varlığımız hem bir eserin hem de bir bedelin mecmudur. Ayrıca bu sonucu Türk gençliğine emanet etmiş, onların birinci vazifesinin Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa olduğunu hedef olarak göstermişti. Kaldı ki, mevcudiyetin ve istikbalin yegâne temeli olarak da bunu görmüştü. Üstüne bastığımız toprakları vatan yapan soylu ruh kaderin üstündeki kaderi bir karar, bir irade, bir istikbal davası haline dönüştürüp hilalin ömrünü hakikatin onuruyla birleştirmişti. İşin özünde her birleşme vahdete çağrıydı. Her birleşme vahşete çarpıydı.

 

MİLLİ YÜREKLERDE KÖKLEŞEN İTTİFAK GECENİN KOYULUĞUNA MIZRAK OLUP SAPLANDI

 

Kimi zaman yorgun bitap düştük, kimi zaman da nice başarılarla yükselip devleştik. Ama hiçbir şart altında ona buna dilenmedik, el avuç açmadık, muhannete muhtaçlık duymadık. Bazen oldu sularımız boz bulanık aktı, bazen oldu çağların buhranı hükmümüzle aklandı. Milli alınlarda söken şafak, aydınlık bir geleceğin muştusu olup şahlandı. Milli yüreklerde kökleşen ittifak, gecenin koyuluğuna mızrak olup saplandı. Konuşmamın bu aşamasında özellikle ifade etmeliyim ki; Ayaklarımıza pranga vurmak için kuyruğa girenleri, varlığımıza rehin koymak için el birliği edenleri diri umutlarımızla söndüreceğiz, kabına sığmaz heyecanlarımızla süpüreceğiz, zamanı kendi yörüngesine çekmiş muazzam duruşumuzla sileceğiz. Daha yetmedi, alayını birden silindir gibi ezip geçeceğiz.

 

TARİH SAHNESİNDE ONLAR YOKKEN BİZ VARDIK

 

Tarih sahnesinde onlar yokken biz vardık. Gün gelecek onlar yine olmayacak, ancak biz her zaman var olacağız. Kıtalarda bizim sözümüz geçerken, coğrafyalarda bizim fermanımız okunurken kıyıda köşede yer bulmak için çırpınanlar bugün bize medeniyet dersi vermeye kalkıyorlar. Kendi pisliklerini çuvala basanlar olmayan kusurumuzu beşeriyetin duvarına asıyorlar. Çıkarcılar işbirliği yapıyor, hainler güç birliği yapıyor, yedi düvel atını nallayıp itini yallayıp üstümüze saldırıyor. Hamd olsun dağları devirir, çağları çevirir, gene de bunları mahvı perişan ederiz. Taviz vermeyiz, teslim olmayız, yılgınlık göstermeyiz. Terör örgütleriyle görülecek acıklı bir hesabımız vardır. Bu kanlı çeteleri üzerimize kışkırtan zalimlerle çözülecek birikmiş, hatta gittikçe ağırlaşmış meselelerimiz vardır.

 

KİMİNLE MÜCADELE HALİNDE OLDUĞUMUZUN TANIM VE TARİFİ YAPILMALIDIR

 

İkazen diyorum ki, ya bugün ya da yarın, devran dönüp hesap vakti geldiğinde, vahşetin ilkel ortaklarına müşfik ve müsamahalı davranan tıpkı onlar gibi alçak olacaktır. Terörle mücadele esas itibariyle çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Türkiye bunun hakkını her saha ve zeminde kahramanca vermektedir. Yalnızca seri katillerle değil, aynı zamanda onları kiralayan, kullanan, bölgesel çıkarları uğruna silah, eğitim, mali ve lojistik destek sağlayan ülkelerle de kıran kırana bir mücadele sürmektedir. Artık kiminle mücadele halinde olduğumuzun tanım ve tarifini net bir şekilde yapmak lazımdır. Demem odur ki, terörle mücadelenin asıl ve arkada duran şirret faillerini deşifre etmek, bunların yüzüne ayna tutmak şarttır. Çünkü bir yanda elimizi sıkmak için öne çıkan, diğer yanda kolumuzu kesmek için ön almaya çalışan ülkelerin ikiyüzlü tavırları iyice sabırları taşırmıştır.

 

HER ELİNİ SIKANLA DOST, HER CANINI SIKANLA DA DÜŞMAN OLMA

 

Dost ve müttefik sandığımız, hatta NATO şemsiyesi altında birlikte oyalandığımız bu ülkelerin asıl gayesi, asıl gayreti Türkiye’nin boyun eğmesidir. PKK/YPG cinayet ve ihanet kuklasıdır, kuklacılar ise perdenin arkasında saf saf toplanan karanlık ve kahrolası emperyalist kumpasçılardır. Eski dönemlerde bir terzi makasında şunlar yazıyormuş: “Her elini sıkanla dost, her canını sıkanla da düşman olma.” Bize dost diye seslenen, ama postumuza saman doldurmak için fırsat kollayan mihrakları biliyoruz, tanıyoruz. Saf değiliz, şuursuz değiliz, bakar kör hiç değiliz. Kim kiminle yürüyor açıklıkla görüyoruz. Dostumuzun da düşmanımızın da her an değişeceğinin, nihayetinde devletler arasında bu çerçevede kalıcılık ve süreklilik olmayacağının bilincindeyiz. 

 

TÜRKİYE DÜŞMANLARININ KORKUSU: TÜRK MİLLETİNİN TEK NEFES ALMASIDIR

 

Buna karşılık bizim değişmez inancımız ise şudur: Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Muhtaç olduğumuz tek bir kudret varsa o da damarlarımızdaki asil kandır. Eğer kendi içimizdeki münferit anlaşmazlıkları, müzmin ihtilafları, müessif uzlaşmazlıkları topluca düğümleyip tek nefes olabilirsek emin olunuz Türk milletini ve Türkiye’yi hiç kimse tutamayacaktır. Böylesi milli ve manevi bir güç temerküzünün üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluk da olamayacaktır. Türkiye düşmanlarının korkusu budur, kaygısı bundandır. Müftehir bir vicdanla söylemek gerekirse, yurt içinde ve yurt dışında yuvalanan bölücü terör örgütüne darbe üstüne darbe vurulmaktadır.

 

TSK'NIN OPERASYONLARI

 

24 Nisan Cumartesi gününden itibaren, Irak’ın kuzeyinde yer alan Metina ve Avaşin-Basyan bölgelerindeki terör kampları havadan ve karadan ateş altına alınmıştır. İlk önce, ateş destek vasıtalarıyla sınır ötemizde mıntıka temizliği yapılmıştır. Bunun yanında Kandil bölgesinde belirlenen nokta hedeflere savaş uçaklarımız hava akını düzenlemiştir. Karadan sızan, ayrıca hava hücum harekâtıyla hedef bölgeye intikal eden komandolarımız Allah nazarlardan esirgesin, tespit ettikleri teröristlerle birlikte, sığınak, barınak ve mühimmatları birer birer imha etmişledir. Pençe-Şimşek ve Pençe Yıldırım operasyonlarıyla hainler korkuya kapılmışlar, kaçacak ve saklanacak delik aramışlardır. Ancak korkunun ve kaçmanın ecele faydası yoktur. Ara-bul-yok et parolasıyla hainlerin kanlı defteri Allah’ın izniyle dürülecektir. Bu canilerin kökü kuruyasıya kadar mücadeleden dönüş yoktur.

 

KAHRAMAN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİMİZLE ÖVÜNÜYORUM

 

Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizle övünüyorum. Operasyona katılan evlatlarımızın alınlarından öpüyorum. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Milli Savunma Bakanımızı, komuta heyetimizi ve bütün kahraman askerlerimizi kutluyorum. Rabbim gazalarını mübarek etsin. Hepsinin yanındayız, hepsinin arkasındayız, hepsine dua ediyoruz. Terörle mücadele esnasında şehit olan kahramanlarımıza da Allah’tan rahmet niyaz ediyor, şu anda tedavi gören evlatlarımıza şifalar diliyorum. Güney sınırlarımız boyunca milli güvenliğimizi doğrudan veya dolaylı tehdit eden kim olursa olsun, karşımıza kim çıkarsa çıksın, teröristler veya sahipleri hepsi birden üstümüze gelirse gelsin, biz bu yoldan dönersek namus bize ar olsun. Terör örgütlerinin topraklarımızdan ve mücavir bölgelerden sökülüp atılması için milletimizin desteği tamdır, kahramanların inancı tamdır, devletin iradesi tam ve eksiksizdir. Kanı, gözyaşını, yıkımı, hıyanet ve melaneti geçim kapısı gören insanlık düşmanlarını acımadan cezalandırmak barış ve huzura hizmet, hakka ve hukuka hürmettir.

 

KIBRIS'TA BAĞIMSIZ İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜMDEN BAŞKA YOL KALMAMIŞTIR

 

Bir yanda kripto para vurgunuyla gri pasaport rezaleti diğer yanda kaybolan atlar; bir tarafta Karadeniz’deki sert kutuplaşma diğer tarafta Akdeniz’deki sıcak kamplaşma ülke gündeminin başlıca tartışma konuları arasındadır. Elbette her şey bunlarla sınırlı değildir, nitekim zincirleme gelişmelerin reaksiyonu neredeyse anbean değişmektedir. Aynı şekilde 27-29 Nisan’da Birleşmiş Milletler gözetiminde, taraf ve garantör devletlerin katılımıyla Cenevre’de yapılacak gayri resmi Kıbrıs Konferansı da gündemi meşgul eden, takibi mecburi olan milli bir konudur. Kıbrıs’ta bağımsız, eşit, egemen iki devletli çözümden başka bir yol kalmamıştır. Adil, adaletli, hakkaniyetli, kalıcı ve eşitlik ilkesine dayalı bir çözüm isteniyorsa yegâne çare budur.

 

UYUYAN KOMÜNİST HÜCRELER TEKRAR HAREKETE GEÇTİ

 

KKTC’nin bir önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Cenevre sürecini baltalamak için devreye girmesi, ayıplı bir üslupla mevcut Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ı hayasızca eleştirmesi bize göre uyuyan Komünist hücrelerin tekrar harekete geçtiğinin işaretidir. Nereye ve kimlerin bataklığına aktığı az çok belli olan bu ahmağın, Sayın Tatar’a yönelik “Cenevre’de Türkiye’nin papağını olacak” açıklaması tam manasıyla EOKA’cı bir ağzın hezeyanıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar papağan değildir, Kıbrıs’lı Türklerin hak ve çıkarlarını milli hassasiyetlere muvafık şekilde savunan cesur bir yürektir. Türkiye’yle işbirliği halinde mücadelesini sürdürüyor olmasından rahatsızlık duyanlar ise Türk düşmanları, Rum sevdalılarıdır. Sayın Tatar’a Türkiye’nin papağını diyenler önce kendilerine bakmalı, papaz tuzaklarına nasıl düştüklerine kafa yormalıdır. Tabii kafaları varsa, kalpleri varsa, adamlıkları kaldıysa.

 

MUSTAFA AKINCI'YA YAKIŞAN TEK SIFAT RUM PALİKARYALIĞIDIR

 

Kıbrıs’ı ayak oyunlarıyla Rumların üzerine geçirmek için elinden geleni ardına koymayan Akıncı ve zihniyetine yakışan tek sıfat Rum Palikaryalığıdır. Rum’un tasmasını başına geçiren vatansızların tahrik ve tertiplerine aldanacak yoktur. Kıbrıs Türk’tür, Kıbrıs şehadettir, Kıbrıs mücahittir, Kıbrıs bekadır. Aksini iddia edenler Rumların ve sömürgeci odakların ücretli ajanlarıdır. Bunlar gibi işbirlikçilerinin hal-i pürmelali aynen şudur: Bindirmişler bir gemiye, Rotasından haberi yok, Korkuyor Türk’üm demekten, Atasından haberi yok.