Bahçeli: Eski Çamlar Bardak Oldu İşinize Gelirse

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya düzeni her yerinden çatlarken Türkiye'nin her ihtimali göz önüne alarak geleceğe hazırlanması konusunda önemli adımların atılmaya devam ettiğine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşıtlık üzerinden Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dönüş önerisi sunan muhalefetin, istikrarsız hükümet dönemlerine geri dönmek için çabaladığını söyledi.

 

2. DÜNYA SAVAŞI SONRASI KURULAN DÜNYA DÜZENİ HER YERİNDEN ÇATLAMAKTADIR

 

Tarih, demokratik bir düzenin otoriter, totaliter ve köktenci bir düzene, serbest tartışma ve milli irade yoluyla dönüştüğüne bugüne kadar şahitlik etmemiştir. Birinci Dünya Savaşı Avrupa’nın, daha genel bir tabirle Batı’nın güç dengesini nasıl değişime uğratmışsa, İkinci Dünya Savaşı ve sonuçları da sadece Avrupa’nın değil, dünyanın güç yapısına yeni bir şekil, yeni bir içerik, yepyeni bir ivme katmıştır. 1939 yılında milletlerarası politikanın kuvvet odakları altı devletten ibaretken, 1945’ten sonra sahnenin ışıkları yalnızca iki devleti aydınlatmaya başlamıştır. Bunlardan birisi olan Sovyet Rusya’nın savaş sırasında ve sonrasında küresel bir güç haline gelmesi esasen Batı’nın eseri olmuştur. Ukrayna’da yaşanan savaş, bize göre karmaşık ve çok kutuplu bir dünyanın cümle kapısıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya düzeni her yerinden çatlamaktadır.

 

TÜRKİYE HER İHTİMALİ GÖZ ÖNÜNE ALARAK GELECEĞE HAZIRLANMALIDIR

 

Türkiye her ihtimali göz önüne alarak geleceğe hazırlanmak, karşısına çıkan her meseleyi vatan coğrafyasının bin yıllık jeo-politik müktesebatıyla okumak ve yorumlamak durumundadır. Bunu yaparken Türk dış politikasının temel prensibi olan Türk devletinin milli çıkarlarını her mülahazanın üstünde tutmak esastır, önceliklidir. Devletimizin tarihsel çıkarlarından, egemenlik haklarından, milli güvenliğinden taviz verilemez, bu gerçeğe asla yüz çevrilemez. Çok şükür mevcut devlet yönetimi bu çizgidedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “Milletlerin siyasetinde ancak menfaatler vardır. Kimsenin kimseye dost olmayacağını bilmek lazımdır.” Dostluk ve müttefiklik ilişkisi karşılıklıdır, yükseldiği alan eşitliktir. Kaldı ki milletlerarası kabul ve teyit edilmiş münasebetlerin temel prensibi milletlerin hak eşitliğidir. Kim bize dost ise tavrımız dostanedir, kim bize düşmanlık yapıyorsa pozisyonumuz ona müzahir ve muvafık olmalıdır. Bir tarafın devamlı taviz verdiği, devamlı geri adım attığı, devamlı mahkum olduğu bir diyaloğun ne dostlukla, ne müttefiklikle, ne de komşuluk değerleriyle bağı olacaktır. Yüzümüze gülüp arkamızdan dolap çevirenlerin sakalımızı yolmalarına, bununla da kalmayıp kolumuzu kesme emellerine gözümüzü yumamayız, tahammül edemeyiz, böylesi bir teslimiyete seyirci kalamayız. Çünkü biz bağımsızlığına düşkün büyük bir milletiz.

 

TAM BAĞIMSIZLIKTAN BAŞKA İKİNCİ BİR TERCİHİMİZ YOKTUR

 

Türkiye’nin dış politikası gerçekçidir, dinamiktir, milli ve ahlaki değerlerle perçinlenmiş halde geniş bir açıya sahiptir. Takip edilen milli siyasetimiz, devlet ve millet yapımıza tamamen mutabık ve müstenittir. Yani hürriyete, insan haklarına, demokrasiye, milli iradeye, milli birlik ve bütünlüğe dayanmaktadır. Partiler üstü siyasetimiz milli sınırlarla mahdut değildir. Aziz Atatürk’ün dediği üzere, “Milli siyasetimizin tatbik ve takibinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize müsteniden muhafaza-ı mevcudiyet etmek söz konusudur. Boş hayallerin peşinden koşup milli gücümüzü heba ve heder edecek ne hakkımız ne de halimiz vardır. Tam bağımsızlıktan başka ikinci bir tercihimiz söz konusu değildir. Ya bu vatan üzerinde bağımsız ve onurluca yaşayacağız, ya da azgınlaşan tehditlerin yaktığı vahşet ateşinin içine hep birlikte atlayıp seve seve şehadeti kucaklayacağız.

 

TÜRKİYE'Yİ TARTIŞMAYA AÇMA ÇABALARI SİNSİ BİR OYUNDUR

 

Bazı aklı evvellerin, bir kısım zeka fukaralarının, “Putin'in kafasındaki eksik parçaların Kars, Erzurum ve Ardahan olmadığını kim rahatlıkla söyleyebilir?” sözleri Türkiye’yi ve Türk milletini tanımadıklarının beyanıdır. Bu görüşte olanların sığınağı ve umudu Batı emperyalizmidir. Bu açıklama sahiplerinin durup dururken Türkiye’yi tartışmaya açma, ortalığı alevlendirme çabaları üstlendikleri dış bağlantılı görevi millete teşmil etme sinsiliğinden başka bir şey değildir. Biden muhalefetinin Batı’nın etki ajanlığına talip olarak beşinci kol faaliyetine teşne olması beka düzeyinde bir tehdittir. Kars Türk’tür, Ardahan Türk’tür, Erzurum Türk’tür. Bu vatan topraklarımızda kuşku uyandırmak kötülüğün en kötüsüdür. Hep söyledim, yine tekrar ediyorum, dalımızı kıranın ağacını kökünden sökeriz. Dikkatleri Ukrayna’dan Türkiye’ye çevirme gayesi taşıyanlar ya gafletin ya da ihanetin içindedir.

 

NATO ÜYESİ OLMASAYDI ABD TÜRKİYEYİ PARÇALARDI İDDİASINA SERT TEPKİ

 

Bu esnada, bazı cahil ve işbirlikçiler de çıkmış, “NATO üyesi olmasaydık ABD’nin Türkiye’yi çoktan parçalayacağını” iddia etmişler. Sorsak en iyi stratejist, en aranan uzman bunlardır. Moderatörler ve program yapımcıları bu tür sahte ve tutsak alınmış sözde uzmanları ne zamana kadar televizyon ekranlarına çıkarmaya devam edeceklerdir? NATO olmasaydı Türkiye bölünürdü demek ABD’ye kurşun askerlik yapanların hüsranla çerçevelenmiş hezeyanıdır. 1952’ye kadar NATO mu vardı? 15 Temmuz gecesi Ankara semalarında korsan uçak uçuran, bombalar fırlatan, vatandaşlarımızı katleden şerefsiz teröristler acaba nerenin ve kimin namına işgale girişmişlerdi? FETÖ’yü üzerimize salan kimdir? Hain Fethullah Gülen’i koruyan, kollayan, barındıran, besleyen kimlerdir? “NATO olmasaydı Türkiye bölünürdü” demek Türk milletine en kesif hakarettir. Türk devletinin itibarını ve muktedir vasfını açıkça ve alçakça sorgulamaktır. Acaba, NATO olmasaydı, darbelere cesaret eden, demokrasi dışı arayışlara merak salan çıkabilir miydi? Bugüne kadar Türkiye’nin milli güvenliği, toprak bütünlüğü, insan varlığı defalarca saldırıya uğrarken bu NATO neredeydi? ABD ne yapıyordu? Hatta teröristlere silah yardımını, eğitim ve lojistik desteği hangi maksatla veriyordu?

 

HİÇ KİMSE AKLIMIZLA ALAY ETMESİN

 

Hiç kimse bizim aklımızla alay etmesin. Çünkü bizim aklımız Türk’tür, aklımızda olan Türkiye’dir. Yine Aziz Atatürk diyor ki:  “Esas olan Türk milletinin şeref ve haysiyetle yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz.” Halihazırda Türk dış politikası dar bir coğrafi muhitin içine hapsedilmeden, uzun vadeli hedef ve tedbirleri ile küresel bir çerçeve içinde milli ve manevi şuurla tanzim edilmiştir. Oncu değiliz, buncu değiliz, Türk oğlu Türk’üz. Mazlumlar neredeyse elimizi oraya uzatırız. Haksızlık neredeyse ve her kimden geliyorsa duruşumuzu ona göre belirleriz. İçimize kapanamayız, hadiseleri tribünden izleyemeyiz.

 

MUHALEFETİN ATATÜRK İLE TERS DÜŞTÜĞÜNÜN İSPATI

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aynen dediği şudur: “Dünyanın falan yerinde bir rahatsızlık varsa, bana ne? dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alakadar olmalıyız.” CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ne işimiz var Suriye’de, ne arıyoruz Libya’da, ne yapıyoruz Irak’ta sözleri bizatihi Aziz Atatürk’le taban tabana zıttır, bütünüyle çelişmektedir. Biz dost çemberini genişletip barışın tarafı olmalıyız. Cumhuriyet’in kuruluş döneminden beridir Türkiye’nin güvenlik politikaları barışla daima beraber ele alınmış, birlikte değerlendirilmiştir. Barışsever olmak insanlığın yüksek bir seviyesidir. Geniş dünya görüşüne dayanan dış politika kapsamında diplomasi ve diyalog adımlarıyla çözemeyeceğimiz hiçbir sorunun olmayacağını bir an olsun hatırımızdan çıkarmamalıyız. Eğer milli bağımsızlığımızı korumak için savaş kaçınılmaz ise, merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi, buyursunlar, bizim için savaş düğündür. Bu suretle güle oynaya vatanımızı, namusumuzu, bayrağımızı, milli haklarımızı kahramanca savunuruz. Ölürsek şehit, kalırsak da gazi oluruz.

 

MUHALEFETİN SİSTEM ÖNERİSİ SİYASİ İSTİKRARSIZLIK YILLARINA DUYDUKLARI ÖZLEMDİR

 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, siyasi istikrarsızlık yıllarına duyulan özlem, müdahale edilen, iradesi ipotek altına alınan bir döneme özentidir. Aynı yoldan giderek farklı bir yere ulaşılamaz. Aynı şeyleri yaparak başka başka sonuçlar beklemek beyhude bir çırpınmadır. İki yanlıştan bir doğru da çıkamaz. Parlamenter Sistem günahıyla sevabıyla Türkiye şartlarında miadını doldurmuş, arıza sinyali veren bu sistemin bakım, tamir ve onarım imkanı ise kalmamıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yönetim hayatımıza kalıcı bir soluk, güçlü bir irade, etkin ve hızlı karar alma mekanizması kazandırmış, parlak bir reform olarak milletimizin baş tacı haline gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ertelenemez milli ihtiyacın ve beka hassasiyetinin ortak akılla birleşmesinden doğmuş ve doğrulmuştur.

 

ESKİ ÇAMLAR BARDAK OLDU. KÖPRÜNÜN ALTINDAN ÇOK SULAR AKTI

 

İkinci 28 Şubat bildirisiyle açıklanan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem taslağının, esas itibarıyla omurgası kırık, hedefleri dökük, hüviyeti siliktir. Yeni hiçbir şey söylenmemiştir. 6 partinin kuru gürültüsü tamamıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşıtlık üzerine bina edilmiştir. Yani etki-tepki üzerine şekillenmiş reaksiyoner bir sistem teklifi karşımızdadır. Zillet ittifakı şuursuzdur, derin bir gaflet çukurundadır. Eski çamlar bardak olmuştur. Köprünün altından çok sular akmıştır. Züğürt bezirgân eski defterleri karıştırırmış. Boşuna söylenmemiştir: Gayretin kurusu yalnızca çarık eskitirmiş. Zillet ittifakı eski hamam eski tastır. 6+1 formatlı zillet ittifakı, milletimizin beklentilerini, dünyanın yeni eğilimlerini, devletimizin yüksek hedeflerini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne niye gerek duyulduğunu anlamaktan, algılamaktan ve analiz etmekten mahrumiyet içinde kıvranmaktadır.

 

SİSTEMİ TÜRK MİLLETİ KURDU VE GELECEĞE TAŞIYACAK

 

Sayın Kılıçdaroğlu, sen rahat ol, ağılda oğlak doğsa dere boyunda otu biter. Ekmeğini kendi yapan yükünü de kendi kaldırır. Eğer bu sözlerimden bir şey anlamadıysan, kafan almadıysa, demek istediğim şudur: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni Türk milleti kurmuş ve kabul etmiştir. Koruyup geleceğe imanla ve kutlu bir iradeyle taşıyacak olan da Türk milletidir. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in gerçek ismi, güçlendirilmiş palavra sistemidir, güçsüzleştirilmiş Türkiye’ye çağrıdır. Kılıçdaroğlu geçen haftaki grup konuşmasında yine açık vermiş, yine boşluğa düşmüş, ne var ki hiç de bozuntuya vermemiştir. Bakınız ne demiş, neleri saçmalamış: “Belçika'da aylarca hükümet kurulamadı. Seçim yapıldı, aylar geçti, bir türlü hükümet kurulmuyor. Ama bir Allah'ın kulu çıkıp da "eyvah mahvolduk, devlet bitti" falan demedi. Almanya'da koalisyon için uzun uzun, 4 ay, 5 ay beklediler. Ama hiçbir Alman çıkıp veya bir yatırımcı, Alman yatırımcı veya bir gazeteci "Mahvolduk; Almanya'da şunlar kesildi, paranın değeri düştü, ithalat-ihracat" diye bir şey söylemedi.” İşte anlatmak istediğimiz tam da budur.

 

MUHALEFET İSTİKRARSIZ HÜKÜMET DÖNEMLERİNE GERİ DÖNMEK İSTİYOR

 

Kılıçdaroğlu istikrarsız hükümet dönemlerine geri dönmek istiyor. Türkiye’nin ayağından çekiştirmeyi düşünüyor. Krizler olsun, hükümetler düşsün, koalisyon pazarlıklarında kavga gürültü olsun hesabı yapıyor. Türkiye’nin yerinde saymasını, dahası geriye sarmasını projelendiriyor. Sayın Kılıçdaroğlu geçti Bor’un pazarı, haydi sür merkebini Kandil’e. Bitti o sıkıntılı günler, geride kaldı kurulamayan hükümetler dönemi. Artık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin yönetim hayatına hâkimdir, Cumhur İttifakı da Türk milletinin hadimidir. Zilletin güçlendirilmiş palavra sistemi çürük elmadır. Bizim çürük çarıkla oyalanacak ne arayışımız ne de arzumuz vardır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, gelecek nesillere en büyük armağandır, palavra sistemi de geçmişin kriz ve anlaşmazlıklarına dümen kırmaktır. Zillet ittifakı kabul etse de etmese de, razı olsa da olmasa da, işine gelse de gelmese de, Türkiye’nin istikameti dosdoğrudur, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi doğrunun ve lider ülke Türkiye’nin hamd olsun tescilidir.

 

12 MART'TA İSTİKLAL MARŞIMIZIN KABULÜNÜN YIL DÖNÜMÜNÜ ANACAĞIZ

 

12 Mart’ta, İstiklal Marşımızın TBMM’de merhum Hamdullah Suphi Tanrıöver’in heyecanla okuyup, dönemin mebusları tarafından ayakta alkışlanarak kabul ettiği tarihi bir dönüm noktasını hayranlıkla anacağız. Yürekleri bağımsızlık için çarpan kahramanlarımızın cephelerde savaşmaya devam ettiği, zaferin henüz gerçekleşmediği bir sırada yazılan bu muhteşem manzume, başarıya olan milli inancın ve kararlılığın tecellisidir. İstiklal Marşımız, Milli Mücadele’yi ruhunda hissederek mısralara döken bir mütefekkirin şahsi hissiyatı ve yalnızca yaşadığı dönemin hatıralarını yansıtan bir eser değil, aynı zamanda ayağa kalkmaya karar vermiş Türklüğün bedeli kanla ödenmiş bağımsızlık beyannamesidir. İstiklal Marşımız, milli yükselişin sembolüdür. Onu layıkıyla anlayabilmiş yüksek vicdanlarda Türk milletinin geleceğine olan inancın da abidesidir.

 

İSTİKLAL MARŞIMIZIN ANLAMINDAN HABERSİZ OLANLAR HATIRLAMALIDIR

 

Mısralara dökülerek tarihin içinden gelen bu kutlu ses, "Ezelden beri hür yaşamış" milletimize zincir vurmaya hala çabalayan çevreler için de caydırıcı ve uyarıcı bir anlam ihtiva etmektedir. İstiklal Marşımızın anlamından habersiz olanlar Türk milletinin en umutsuz anlarda neleri başarabileceğini bir kez daha ibretle hatırlamalıdır. Bugün hepimize düşen en büyük görev, İstiklal Marşımızda anlamını bulan mücadelenin şuuruna vararak ecdadımızın emaneti olan vatanımıza sahip çıkmak ve Cumhuriyetimizi sonsuza kadar yaşatmaktır. “Korkma” diye başlayan dizeler, bugün de en çok ihtiyaç duyduğumuz manevi heyecanın başlangıcıdır. Temennim, milletinin kudretinden habersiz, tam bir teslimiyetle ülkemizi felakete sürüklemeyi amaçlayan zillet faillerinin bu tarihi mesajı layıkıyla idraki ve nedamet göstermeleridir. Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de “yurduna alçakları uğratmamak uğruna göğüslerini siper eden” bütün aziz şehitlerimize, kahramanlarımıza ve bir fazilet timsali olan vatan şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy’a en derin şükran hislerimle Cenab-ı Allahtan rahmetler niyaz ediyorum. 12 Mart 1921’de, Büyük Millet Meclisi’nin birinci dönem mebusları tarafından İstiklal Marşımızın kabulünün 101’inci yıldönümünü gururla kutluyor, o müstesna günleri, bu kutlu çatı altında bir kez daha iftiharla anıyorum.

 

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM

 

Ayrıca bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü gönülden tebrik ediyor, saygılarımı bahusus paylaşıyorum. Kadınla şiddetin birlikte anılmadığı huzurlu ve güvenli bir geleceği inşa ve ihya çabalarına canla başla destek olacağımızın sözünü veriyorum. Kadına yönelik şiddetin engellenmesi amacıyla TBMM gündemine gelecek yeni düzenlemeyi kararlılıkla destekleyeceğimizi, kadınlarımıza kalkan ellerin kırılması, katillerin en ağır biçimde cezalandırılması amacıyla elimizden gelen her çalışmayı yapacağımızı buradan ifade ediyorum. Unutmayınız ki, kadınlar insandır, biz de insanoğluyuz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.