Bahçeli'den Asker Siyaset İlişkisi Üzerine Manidar Ders

Milli şahsiyetlerin ihmal edilmemesi gerekliliğine ve Merhum Mareşal Fevzi Çakmak'ın askerlikle siyasetin ayrı tutulması konusundaki hassasiyetine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, müfteri zihniyetlerin TSK'yı karalayıp töhmet altında bırakmasının planlı bir tertip ve adi bir tuzak olduğunu belirterek, Türk Ordusunu günlük siyasi tartışmaların içine çekme gayreti içinde olanların suçluluk psikolojisiyle, 104 emekli Amiralin darbe bildirisini haklı çıkarmaya ve makul göstermeye çalıştıklarını söyledi.

 

MİLLİ ŞAHSİYETLERİ İHMAL ETMEK BİR MİLLETİ MEKANDA KÖKSÜZ ZAMANDA ÖKSÜZ BIRAKIR

 

Milli şahsiyetleri ihmal etmek, tarihin çağrılarına kulak tıkayıp dünün tecrübelerini yok saymak bir milleti mekanda köksüz, zamanda da öksüz bırakacaktır. Bu nedenle tarihimizin herhangi bir döneminde, milletimize ve devletimize hizmetleri geçmiş muhterem ve müstesna isimleri saygıyla ve şükranla hatırlamak hepimizin boyun borcudur. İtikadımıza göre ahde vefa imandandır. Milli ve tarihi şahsiyetlerimizin doğru anlaşılması, doğru tanınması, doğru tanıtılması geleceğe ışık tutacaktır. Rahmetle yad ettiğimiz Merhum Fevzi Çakmak, her ne hikmetse adına ve şanına yakışır şekilde konuşulmamaktadır.

 

FEVZİ PAŞA ASKERLİKLE SİYASETİN AYRI TUTULMASI KONUSUNDA HASSASTI

 

TBMM Hükümeti’nde Milli Müdafaa Vekili, Ocak 1921’den itibaren de ilk İcra Vekilleri Heyeti Reisi olan Fevzi Paşa, 1924’ten 1944’e kadar Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Cumhuriyet döneminde Atatürk, orduyu teslim ettiği Fevzi Paşa’ya büyük bir güven duymuştur. Bu güvenin gerçek sebebi de, onun askerliğe sevdayla bağlılığı, askerin siyasete karışmasına karşı oluşu, bunun yanı sıra meşru hükümete sadakat ve itaatidir. Milli ve manevi değerlerle dolup taşan Mareşal Fevzi Çakmak’ın devlet ve siyaset hayatında saygın bir yeri vardır. Merhum İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinde tarihi bir rolü olduğu herkesin ortak kanaatidir. Fevzi Paşa’nın askerlikle siyasetin ayrı tutulması konusundaki tartışılmaz hassasiyeti onun demokrasi ve milli iradeye saygısının bir göstergesidir.

 

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK PAŞA HER ZAMAN KALBİMİZDEDİR

 

Önce Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili oluşu, sonra da Millet Partisi’ne katılarak demokrasi mücadelesini sürdürmesi her anlamda takdire şayandır. 1947 yılının Eylül ayında kendisiyle yapılan bir röportajda milletin hürriyetleriyle Kuvayı Milliye ruhu arasında ilişki kurması bir bakıma milli ve ahlaki duruşunu teyit etmiştir. Fevzi Paşa 10 Nisan 1950’de hayata gözlerini yummuş, fakat dönemin hükümeti yas ilan etmeyerek, devlet radyosunda cenaze günü şarkılı türkülü eğlence programları yayımlayarak vefasızlığı ve vicdansızlığı resmileştirmiş, tescillemiştir. Allah’tan rahmet niyaz ettiğimiz Mareşal Fevzi Çakmak Paşa her zaman kalbimizdedir. 1948’de kurulan Millet Partisi de MHP'nin siyasi kökü, siyaset kaynağıdır. Fevzi Paşa’yı bilmeyenlerin kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’mizi özümsemeleri, hakkını teslim etmeleri oldukça zordur.

 

MİLLET BİRLİK OLMAZSA ORDUSUNUN MORAL GÜCÜ ZAYIFLAR

 

TSK millet ordusudur, kanun ordusudur, kahramanlık onurudur, ülkesine ve vatanına bedeli ne olursa olsun aşkla hizmet etmekte, fedakârlıkta sınır tanımamaktadır. Bazı müflis, müfsit ve müfteri zihniyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ni karalaması, töhmet altında bırakması planlı bir tertip, adi bir tuzaktır. Demokrasi muhaliflerinin kahraman ordumuzu günlük siyasi tartışmaların içine çekme gayreti suçluluk psikolojisidir. Merhum Fevzi Çakmak Paşa, “Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik” isimli kitabında bakın ne demişti: “Bir millet birlik olmazsa, oluşturacağı ordunun moral gücü zayıflar. Milletlerin ve devletlerin yenilgilerinin sebepleri iç zayıflıklarında aranmalıdır.” Aynı görüşteyiz, aynı çizgideyiz, aynı fikirdeyiz.

 

MİLLİ BİRLİK ŞUURUNU BOZMAK İSTEYENLER BEKA MÜCADELEMİZİ DİNAMİTLEMEK İSTEYENLERDİR

 

Milli birlik ve beraberlik şuurunu bozmayı hedefleyenler, aynı zamanda Türkiye’mizin dört bir tarafta sürdürdüğü beka mücadelesini dinamitlemek isteyen mihraklardır. Demokrasi ve milli irade üzerinde oynanan oyunun ana gayesi iç huzur ve barış ortamını baltalamaktır. 104 emekli amiralin hazırlayıp 4 Nisan gece yarısı servis ettiği darbe bildirisini haklı çıkarmaya, makul göstermeye, ifade ve düşünce özgürlüğü kisvesiyle maskelemeye çalışanlar milli iradeye içten içe tahammülsüz olan vesayetçi çevrelerdir. Konu artık yargıdadır. Bu bildirinin arkasında duranların kimler olduğu var, neyin amaçlandığı elbette bağımsız ve tarafsız mahkemeler eliyle vuzuha kavuşturulacaktır.

 

MADEM ÖYLEYDİ 104 EMEKLİ AMİRALDEN BİRİSİ ÇIKIP NEDEN İNKAR EDEMEDİ?

 

4 Nisan bildirisine imza atmayan, ancak imza sürecinde açılan Whatsapp grubuna üye olan emekli bir amiral, hazırlanan metnin yayımlanmasından önce değiştirildiği iddiasını dile getirmiştir. Madem öyleydi, 104 kişiden birisi çıkıp da bu bildiriyi niçin inkar edemedi? İmza attığım metin bu değildir itirazını niye yapamadı? Emekli amirallerin iradesinin iğfal edildiğini ileri sürenler bize göre boşa konuşuyor, boşuna uğraşıyor, çünkü her şey gün gibi ortadadır. Eğer bildirinin son hali İP’in yönetiminde bulunan ve ilk imzacı olan Ergun Mengi tarafından hazırlanmışsa, bunun izahını yapması gerekenler şüphesiz bellidir ve milletimiz açıklama beklemektedir.

 

SIKIŞANLAR DENGE VE KONTROLÜNÜ KAYBETMEKTEDİR

 

CHP Genel Başkanı, emekli olmuş amiraller dünyanın neresinde darbe yapabilir, sorusunu pişkinlikle sorabilmiştir. Anlaşılan Kılıçdaroğlu cehaletinin ve cüretinin kurbanı olmaktan herhangi bir rahatsızlık duymamıştır. Talat Aydemir’in 20 Mayıs 1963 tarihindeki ikinci darbe teşebbüsü esnasında sadece emekli bir Albay olduğunu Kılıçdaroğlu dışında bilmeyen var mıdır? Tarihine yüz çevirmiş, üstelik devri iktidarlarında vuku bulmuş bir kalkışmadan haberi bile olmayan CHP Genel Başkanı’na milletimiz nasıl güvenecek, nasıl inanacak, nasıl itibar edecektir? Kılıçdaroğlu’nun akli ve zihni melekeleri iyice laçkalaşmıştır. Sıkıştıkça denge ve kontrolünü kaybetmektedir. İleri derecede su kaynatmaktadır.

 

MHP VE CUMHUR İTTİFAKI'NIN ADAYI BELLİDİR

 

Katıldığı bir televizyon programında, yoldaşı İP Başkanı’nı ters köşeye yatırıp “Ortak görüş olursa Cumhurbaşkanı adayı olurum” sözleriyle niyetini açık etmesi, bununla da kalmayarak kazanacağından şüphe duyulmaması gerektiğini söylemesi zamanlama itibariyle üzerinde durulması gereken bir beyanattır. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı seçimini kazanacağından bu kadar eminse, kendisine çok güveniyorsa, buyursun aday olsun, korkakça değil mertçe milletimizin huzuruna çıksın, ben de varım desin. MHP'nin ve Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı çoktan bellidir. Kılıçdaroğlu’nun elinden tutan yok, önüne geçen yok, aday olmasına bildiğimiz kadarıyla mani bir hal yok. Ondan bundan kahkaha bekleyeceğine, kararını belirlesin, cesaretle de arkasında dursun.

 

GEL ONU SEN BENİM KÜLAHIMA ANLAT

 

Kılıçdaroğlu geçen haftaki grup toplantısında milliyetçilikle ilgili kuru sıkı atmış, işkembeden sallamış. Bilmiyor ki, boş lakırdı karın doyurmaz, kuru gayret çarık eskitir. Diliyle omuzunu kaşıyan CHP Genel Başkanı, yayladaki yoğurda mantı kesiyor, sudaki balığa soğan doğruyor, demem o ki, hayal peşinde koşup duruyor. Yıkık değirmende altı ay bekleyen Kılıçdaroğlu, milliyetçiliğin ne olduğunu bana da dünyaya da gösterecekmiş. Sayın Kılıçdaroğlu, çapına çaputuna, milliyetçilik senin ne haline? Ne tuhaf ki, aksayanla aksıyorsun, suya gidenle susuyorsun, sofra gördün mü açım diyorsun. Şunu aklından çıkarma ki, alçacık eşek binmeye kolaydır, yünlüce koyun yolmaya kolaydır, senin milliyetçiliğin ise yalan üstüne yalan koymaktır. Dünyaya milliyetçiliği anlatacağım diyen Kılıçdaroğlu, gel onu sen benim külahıma anlat.

 

TÜRK MİLLETİMİZE GÖLGE ETMEYİN

 

Bu şahsın, az evvel katıldığı bir televizyon programından bahsetmiştim. Burada kendisine yöneltilen “LGBT, Türk aile yapısını bozuyor mu?” sorusuna, “Hayır, ilgisi yok, niye aile yapısını bozsun” diyen birisinin ne milliyetçiliği ağzına almaya, ne manevi değerlerden söz etmeye, ne de adamım diye ortalıkta dolaşmaya hakkı vardır. Kendisine tavsiyemiz, milletimize gölge etmesin, nifak saçan diline hakim olsun, gökkuşağı renklerine bürünerek eylemine ve işine baksın, bizden de uzak kalsın. CHP Genel Başkanı’nın ucuz ve uçuk üslubunun aynısı İP’in Başkanı’nda mevcuttur. Bu zavallı devamlı surette bize küçük ortak diyor. Sanıyorum tedavisi imkansız bir kompleksin içinde bocalıyor. 104 emekli amirale önce zevzek diyen, sonra yaş tahtaya bastığını anlayınca durumu kurtarmaya çalışan, arkasından da bize sataşan bu İp’likçi başı mahalle aralarında dedikodu yapar gibi konuşmaktadır.

 

KÜÇÜK ORTAKLIKTAN GOCUNMUYORUZ BÜYÜKLÜK ALLAH'A MAHSUSTUR

 

Bir televizyonda, Sayın Cumhurbaşkanına seslenip 104 emekli amirali kast ederek “Bu insanları küçük ortağınızın gazına gelip mahkûm ettirmeyin” açıklamasında bulunmuştur. Biz küçük ortaklıktan gocunmuyoruz. Büyüklüğün Allah’a mahsus olduğu inancındayız. Kaldı ki, milletvekili sayımızın 48 olduğunun da bilincindeyiz. Küçük diye hafife aldığı partimizi, FETÖ kumandasıyla ele geçirme oyunlarını da unutmuş değiliz. Biz küçük olmasına küçüğüz, ancak Rabbim hiçbir partiyi zilletin küsuratı yapmasın, böylesi bir alçalmayı hiç kimseye nasip etmesin.