MHP'li Özdemir: MHP Her Şart Altında Türkiye'nin Yanında

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçesi üzerine konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, sıradışı tehditlerin yaşandığı dünyada Türkiye'nin de çok boyutlu tehlikelerle muhatap olduğunu belirterek, MHP'nin her şart altında; 2053, 2071 ve 2123 hedeflerine ulaşma yolunda 21. yüzyılı Türk ve Türkiye Yüzyılı yapma iradesiyle, Türkiye'nin ve tehditlere karşı gayretli çalışmalara imza atan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yanında olduğunu söyledi. 

 

MHP'Lİ İSMAİL ÖZDEMİR'İN TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONUNDA YAPTIĞI KONUŞMA

 

21'inci yüzyıl, alışılagelmedik şart ve sınamalarıyla insanlığı ve devletleri tehdit etmekteyken, olağan durumların ötesinde tedbirler alma zorunluluğu bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Yakın dönem içerisinde yaşadığımız siyasi, sosyal, ekonomi, sağlık, güvenlik gibi hemen her alanı etkileyen, pandemiyle beraber gelişen, derinleşen ve hatta hızlanan gelişmeler bugün yeni boyutlar ve somut yönleriyle karşımızda durmaktadır. Vekâlet savaşlarının kapsamının derinleştiği, hibrit şartların arttığı ve tehdit algısının -belki de her çevre nazarında- en üst seviyeye çıktığı bu zaman diliminde gri sahalar da kaybolmaya başlamıştır. Terör, göç, yıkılan rejimler ve kaybolan devlet otoriteleri, küresel enerji ve gıda arzının sorunlu hâle gelmesi, insanlığı yeni çözümler ve yeni yollar bulmaya iterken; devletleri de alışılageldik algılama ve politikalarından dışarıya çıkarak, daha fazla şekilde kendi millî beklenti ve çıkarlarına yönlendiren bir etkinin başlamasına sebep olmaktadır. 

 

Bu hâliyle uzun yıllardan beridir süregelen küreselleşme tartışmaları artık yerini yerelleşmeye bırakmaya koyulmuş, tek kutuplu küresel yapı artık çok kutuplu ve yeni bölgelerle, yeni ortaklıkların yükselişe geçtiği bir döneme evrilmiştir. Yine de mevcut durum içerisinde herhangi bir dengeden söz edebilmek mümkün değildir. Zira, rekabet ve çatışma günümüz şartlarında hemen her sahayı kaplamıştır. Tarımdan sağlığa, güvenlikten ulaşıma, enerjiden teknolojiye ve hatta siber dünyadan uzaya varıncaya kadar her alan rekabetin ve çatışmanın göründüğü bir saha hâline gelmiştir. Bunların su yüzüne çıktığı ana bölge ise tüm dünyanın ve bölgelerin tartıştığı yeni ulaşım ve bazı ikmal hatları projeleridir. Tarihte "İpek ve Baharat Yolu" olarak adlandırılan güzergâhlar uzun yıllar boyunca küresel sistemdeki güç merkezlerini tayin eden potansiyele sahipken, günümüzde ise kuzeyden güneye, doğudan batıya hemen her sahada birbirine alternatif rotalar oluşturulmaya çalışılmaktadır. 

 

Diğer yandan, yine, uzun yıllar boyunca göz ardı edilen, ancak bugün her yönüyle ortaya çıkan dinler arası çatışma iklimi de mevcut şartları daha zorlu hâle getiren bir başka faktördür. Küresel sistemi dengede tutarak, adil bir anlayışı dünya üzerinde hâkim kılmaya sorumlu olduğu iddia edilen devletlerse kendilerine atfedilen bu şartları oluşturabilme erdem, anlayış ve güçten yoksun bulunduklarını türlü vesilelerle gözler önüne sermiştir. Dünyanın hemen her coğrafyasında artan siyasi, askerî ve politik krizler gelinen aşamada yeni gerilimlerin de yaşanmasının kuvvetle muhtemel olabileceğine işaret etmektedir. Bugün Ukrayna-Rusya savaşının eriştiği boyutla beraber, 7 Ekim tarihinde başlayan Hamas-İsrail çatışmaları nükleer güç kullanımı tartışmalarına hız kazandırır hâle gelmiştir. Vasat bulan gelişmeler yalnızca askerî, ekonomik ve siyasi tehditler kapsamında ele alınmamalı, şiddeti ve tesiri itibarıyla da hasıl olan ve vicdanımızı derinden yaralayan insani boyutu göz ardı edilmemelidir. Böylesi bir düzende küresel sistemin çıkmaza girdiği, küresel mekanizmaların ise çözüm üretebilme açısından etkisini tümüyle yitirdiği anlaşılmaktadır. Hâl böyleyken küresel istikrar ve barışa hizmet edecek yeni mekanizmaların gerekliliği açıkça görülmektedir. "Dünya 5'ten büyüktür." çağrımızla insanlığın huzurunu, adil bir nizamın tesisinin varlığını hedeflediğimiz gayretlerimiz eminiz ki artık daha fazla ilgiyle karşılanacaktır. 

 

21'inci yüzyıl hedeflerimiz doğrultusunda önceliklerimiz arasında bulunan Asya Kıtası'yla Türk Devletleri Teşkilatı taşıdığı potansiyel ve örnek iş birliği modeliyle küresel barış ve istikrara katkı sunacak bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Teşkilatın 2040 Vizyonu'yla yürüttüğü ortak çabalar önemli bir potansiyeli işaret etmektedir. Sağlam temeller üzerine kurulduğuna inandığımız Türk Devletleri Teşkilatının dünyanın geleceğine yön verme hususunda en önemli mekanizmaların başında geleceği ve belirleyici güç olacağı şimdiden kendisini göstermiştir. Günümüzde ekonomik ve ticari koridor çalışmaları hız kazanmışken Türk dünyası sahip olduğu yüksek potansiyel, nüfus ve güçlü bağlarının yanı sıra jeostratejik konumuyla son derece önemli bir merkez hâline gelebilecektir. Çin'in başlattığı Tek Kuşak Tek Yol Projesi, Irak Kalkınma Yolu Projesi ve Zengezur Koridoru dikkate alındığında dünyanın gelecekteki ekonomik yapısının şekillenmesindeki ana merkezinin Türklüğün yaşam ve irade alanında olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Özellikle de Azerbaycan ve Nahçıvan'ı dolayısıyla Türkiye ve Azerbaycan'ı birbirine bağlayacak olan Zengezur Koridoru böylesi bir dönemde tüm dünyanın dikkatini çekmiş, hatta bu koridorun hayata geçmesiyle özellikle de Türk dünyasının daha da fazla kalkınabileceği ve elinin güçleneceği yönündeki yorumlar küresel seviyede her çevre nazarında tartışılmaya ve değerlendirilmeye başlanmıştır.

 

Dünyanın geleceğinin yeniden şekillendiği bu kaotik ve dengesizlik döneminde gerek küresel gerekse de bölgesel gelişmelerin dikkatle ve hakkaniyetli bir yaklaşımla değerlendirilerek yorumlanmasının büyük önem arz ettiği hassas bir dönemden geçmekteyiz. Yaşanan gelişmeler hemen her coğrafyada insanlığın huzurunun bozulduğunu, istikrar ve güven ortamının sarsıldığını, yeni krizlerin ise yaşanma potansiyelinin giderek artmaya koyulduğunu işaret etmektedir. Gelinen aşamada insanı temel alan barış ve istikrardan yana politikaların geliştirilmesinin zorunluluk hâline geldiğini açık bir şekilde karşımıza getirirken tüm insanlığın beklentisi de elbette bu yöndedir. Bu anlamda Türkiye, 21'inci yüzyılda vasat bulan krizler karşısında Ankara merkezli bakış açısıyla, geliştirdiğimiz politikalarıyla pek çok çevreden pozitif anlamda ayrışmaktadır. İzlenen yapıcı politikalarla millî hak ve menfaatlerimiz garanti altına alınırken vasat bulan gelişmelerin de yaratacağı geniş çaplı tahribatın önüne geçebilmek adına gayret gösterilmektedir. 

 

Dost ve kardeş ülke Azerbaycan'ın ordusu 27 Eylül 2020 tarihinde Ermeni güçlerinin mütecaviz saldırılarına karşı harekâta başlamış ve kırk dört günlük kahramanca mücadele neticesinde hakkı olanı Türklüğün sarsılmaz iradesi ve kudretiyle tesis etmiş, böylelikle otuz yılı bulan işgalin ardından Karabağ vatan topraklarına kazandırılmıştır. 2023 yılında ise Hankendi ve çevresinde Ermeni terör faaliyetlerinin artış göstermesi ve Azerbaycanlı güçlere yönelik saldırıların artması, durumu kabul edilemez boyutlara taşımıştır. Bunun üzerine Azerbaycan ordusu 19 Eylül 2023 tarihinde antiterör operasyonunu başlatarak yirmi dört saatten kısa bir zaman dilimi içerisinde yeni bir zafer daha kazanmış ve bu zafer neticesinde Ermeni güçler teslim olmuştur. Gerek operasyonel gerekse de diplomatik süreçte Türkiye "iki devlet, tek millet" şiarıyla kardeş ülke Azerbaycan'a her anlamda destek olmuş ve yanında durmuştur.

 

Kafkasya'da barış, güvenlik ve istikrarın sağlanması adına önerdiğimiz "üç artı üç" formatı bölgenin geleceği açısından bizimle aynı görüşü paylaşan tüm çevrelerce kabul görür hâle gelmiştir. Karabağ zaferinin ardından gündeme gelen ve Zengezur'un hayata geçmesine yönelik tartışmalar bölge denkleminden dışlanmak istemeyen İran'ın politikalarını gözden geçirmesine zemin hazırlayan faktörlerden bir tanesi olmuştur. Burada Türkiye'nin sorumluluk bilinciyle yürütmüş olduğu diplomatik faaliyetlerin somut sonuçlarının müspet olduğu açıkça görülmektedir.

 

Ülkemiz yapıcı ve çözüm odaklı tutumunu Rusya ve Ukrayna savaşında da ortaya koymuştur. 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna savaşı şiddeti ve tesirini artırarak devam etmektedir. Taraflar arasında yaşanan çatışmalar büyük kayıplara yol açarken özellikle de Batı'nın Ukrayna'ya olan desteği de sürmektedir. Diğer yandan, iki ülke arasında yaşanan çatışmaların tarafların liman ve donanma unsurlarına gerçekleştirdiği saldırılar boyutuna ulaşması ve ayrıca denize dökülen mayınların da oluşturduğu tehditle Karadeniz'deki savaş riski giderek artmaktadır. Bununla beraber, ABD ve NATO'nun Karadeniz'de bazı tedbirler almak istemesi, bu yönde faaliyetler yürütmesinin ise gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıdığını ifade etmemiz lazımdır. Ülkemiz savaş başladığı andan itibaren Montrö'yü devreye alarak boğazları kapatmış ve savaşın kapsamının genişlemesine müsaade etmemiştir. Bu irademizi sakın ola kimse zorlamaya ve sorgulamaya yeltenmesin, zira aksi bir durumun başta Karadeniz olmak üzere tüm Avrupa ve dünyanın geri kalanı açısından felaketle sonuçlanabileceği akıllardan çıkarılmamalıdır. Türkiye'nin Montrö'den kaynaklı iradesi ve egemenlik hakları -tekraren ifade etmek istiyoruz- sorgulamaya açık değildir.

 

Rusya-Ukrayna arasında iki yıla yakın süredir devam eden savaş yaşandığı coğrafyayla sınırlı kalmayarak gerek ekonomik gerekse güvenlik ve politik anlamda da pek çok yeni gelişmeyi beraberinde getirmiştir. Özellikle de enerji ve gıda arzı konusunda gündeme gelen tehditler taraflar arasında sınırlı kalmayarak küresel boyutlara ulaşmıştır. Batı ile Rusya arasında gerçekleşen yaptırım düellosunda son aşamada Rusya enerji kartını öne sürmüştür. Vasat bulan bu gelişmenin ardından özellikle enerji ihtiyacının yüzde 40'ını Rusya'dan temin eden Avrupa ülkelerinde üretim ve ısınma anlamında büyük aksaklıklar yaşanmış, ekonomik açıdan stratejik önemi haiz çok sayıdaki üretim tesisi kapanmış yahut iflas etmiştir. Avrupa, enerji ihtiyacını karşılayabilmek adına alternatif tedarikçiler ile yeni lojistik güzergâhları arayışına girmiştir. Hâl böyleyken savaşın başlangıcından beri birini diğerine tercih etmeden, Ankara merkezli bakış açısıyla yürütülen politikalarla en güvenli rotanın Türkiye olduğu tüm çevrelerce kabul edilmiştir. Bu anlamda Türkiye'nin bir enerji merkezi olması gündeme gelmiş, gelişen şartlar ve vuku bulan diğer tabii gelişmeler bu hedefi gerçeğe dönüştürmeye başlamıştır

 

Diğer yandan, yaşanan gıda krizinin aşılması adına Türkiye ve Birleşmiş Milletlerin müşterek çabalarıyla Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması imzalanmış ve yönetim merkezi de İstanbul olmuştur. Böylelikle, küresel gıda tedariki ve fiyatı anlamında önemli bir mesafe katedilmiş fakat geçtiğimiz temmuz ayında Rusya anlaşmadan çekildiğini duyurmuştur. Temennimiz samimi gayretlerimizin tüm çevrelerce iyi anlaşılması ve girişimin sürdürülebilirliğinin yeniden tesis edilmesidir.

 

Diğer yandan, Avrupa'da yaşanan malum savaş yine bu kıta başta olmak üzere dünyada yeni güvenlik mimarisinin kurulmasına yönelik arayışları başlatmış, uzun süredir tarafsızlık politikası sürdüren İsveç ve Finlandiya NATO'ya üyelik yolunda adımlar atmıştır. Söz konusu ülkelerden özellikle de İsveç'in, Türkiye'nin millî güvenliğine yönelik tehdit oluşturan terör örgütleriyle olan yakın ilişkileri haklı itirazlarımıza sebep olmuştur. NATO'nun yeni genişleme politikası kapsamında 28 Haziran 2022 tarihinde İspanya'nın başkenti Madrid'de Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında 10 maddelik bir memorandum imzalanmıştır. İmzalanan bu memorandum kapsamında, ülkemize askerî ambargoların kaldırılacağı, PKK-YPG ve FETÖ terör örgütlerine sağlanan desteğin bitirileceği taahhüt edilmiş, her 2 ülke söz konusu terör örgütleriyle olan mücadelede Türkiye'yle iş birliği yapacaklarını bildirmişlerdir. Madrid Zirvesi kapsamında, Türkiye'ye verdiği sözleri yerine getiren ve bu yönde somut adımlar atan Finlandiya'nın NATO'ya katılım protokolü 31 Mart 2023 tarihinde Gazi Meclisimizce onaylanmıştır. İsveç'in ise verdiği taahhütlerle ilgili olarak henüz istenilen aşamaya gelmediğini gözlemlemekle beraber, ülkemize verilen sözlerin takipçisi olduğumuzu da belirtmek isterim.

 

Türkiye sahip olduğu jeopolitik konumu ve stratejik değerleriyle gerek bölgesel gerekse küresel anlamda önemli bir değere ve potansiyele sahiptir. Tarih boyunca Anadolu coğrafyası hemen her medeniyet için büyük önemi haiz olmuş ve pek çok medeniyete de ev sahipliği yapmıştır. 1071 yılında Malazgirt zaferiyle yurt edindiğimiz bu kutsal topraklar Türk'ün ana vatanı olmuş, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde verilen Millî Mücadele'yle de Anadolu'dan Türk'ün izinin silinemeyeceği yedi düvele bir kez daha gösterilmiştir. Türk milletin zaferi, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası toplum nezdinde eşit hak ve statüyle tescili, aynı zamanda cumhuriyetin tezahür zemini olan Lozan'la taçlanmış, egemenlik haklarımız dünya çapında hukuki ve meşru bir çerçeveye kavuşmuştur.

 

Ne yazık ki her daim iyi komşuluk ilişkileri yürütmeyi arzuladığımız Yunanistan Lozan'da teminat altına alınan millî hak ve menfaatlerimize karşı saldırgan bir tutum sergileyegelmiştir. Ege'de gayriaskerî statüye sahip olan 23 adanın 19'unun Yunanistan tarafından uluslararası hukuka aykırı şekilde silahlandırılmış olduğu malumumuzdur. Yunanistan, Doğu Akdeniz'de Fransa ve Amerika'nın da desteğiyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır'la beraber ülkemizin karşısında güya bir blok oluşturmaya kalkmış, yürütülen bu faaliyetlerle de ülkemiz üzerinde yine sözde caydırıcılık etkisi yaratılmaya çalışılmıştır. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Birleşmiş Milletlere de deklere ettiği sahalardaki petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerine aynı çevreler göz dikmiş, Libya'nın toprak bütünlüğü, barış ve istikrarına katkı sağlamak amacıyla vardığımız anlaşmalar çerçevesinde gayretlerimizi de hedef seçmişlerdir. Bizim kimsenin hakkında gözümüz yoktur ama kendi hakkımızı da elbette ki kimseye çiğnetmeyeceğiz. Benzer duruşumuz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için de geçerlidir. Kıbrıs Türklüğünün egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm iradesi bizim de irademizdir. Ege ve Doğu Akdeniz'de Yunanistan'ın tüm tahriklerine rağmen diyalogtan yana olan tavrımızı koruyoruz ancak yeri ve zamanı geldiğinde Türk'ün çelikten yumruğunun yıldırım, kasırga ve tayfun olup Ege'den ineceğini muhataplarımız akıllarından çıkarmamalıdır. Bu kapsamda, Avrupa Birliğine de ülkemize karşı tutarsız, haksız ve ikircikli tutumundan derhâl vazgeçmesi yönünde çağrımızı yineliyoruz ve tutumunu düzelteceğini umut ediyoruz.

 

Diğer yandan, Batı Trakya Türklüğünün de Lozan'la elde etmiş olduğu hakların Yunanistan tarafından gasbedilmeye çalışılmasının en büyük zararı yine kendisine vereceğini, her koşul ve şart altında Türkiye'nin ve Türk milletinin Batı Trakya Türklüğünün yanında olduğunu ifade etmek isterim. Balkanlardaki evladıfatihanlar bizim kırmızı çizgimizdir, dolayısıyla bu bölgeyi de karıştırma niyetinde olanlara akıllarını başlarına almalarını tavsiye ediyoruz.

 

Diğer yandan, İsrail devletinin Gazze'de sebep olduğu insanlık suçları vicdan sahibi herkesi yaralamaktadır. Hamas'ın eylemlerini bahane ederek terör devleti edasıyla hareket eden İsrail, işlediği savaş suçlarına her gün bir yenisi eklemektedir. Gazze'de hastaneler, ibadethaneler, okullar, parklar vurulmakta, masumların canına kastedilmektedir. İstenilen Gazze'de yaşam alanı bırakmamak ve en nihayetinde Gazzelileri Orta Doğu ve Kuzey Afrika çöllerine sürmektir; bu girişimi asla ama asla kabul etmeyeceğiz. Filistin'den yükselen mazlumun feryadı bütün dünyayı sarmıştır, tüm bu yaşananlar elbette geçecek, mazlumun ahı vakti saati geldiğinde elbette ki zalimden sorulacaktır. Başta ABD olmak üzere, bölge dışı aktörlerin bölgesel savaş iklimine hizmet eden yanlış ve çarpık anlayışı, bölgenin kendisi kadar küresel anlamda da olumsuz sonuçların yaşanma potansiyelini giderek artırmaktadır. 1967 sınırlarını haiz, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, toprak bütünlüğü sağlanmış bağımsız Filistin devletinin tanınması, Orta Doğu'daki sorunların temeli olarak görülen meselenin kalıcı bir çözüme kavuşturulması adına zorunluluk arz etmektedir. İsrail-Filistin ihtilafına barışçıl çözümün ancak ilgili Birleşmiş Milletler kararları, uluslararası hukuk ve iki devletli çözüm temelinde barışçıl yollarla sağlanabileceği gerçeğinin İsrail tarafından anlaşılması için ortak bir gayret yürütülmesi gerekmektedir.

 

Arz ettiğimiz bu konular sadece bizim değil tüm insanlığın karşı karşıya kaldığı 21'inci yüzyıl şartlarındaki en önemli tehdit ve tehlikelerdir. Ülkemiz beka düzeyinde risklerle ve millî güvenliğimize doğrudan yönelen eş zamanlı çok boyutlu tehlikelerle muhataptır. Bunlar olurken ayağı yere sağlam basan ve mutlaka Türkiye hassasiyetiyle şekillenen politikalarla sürdürmemiz gereken anlayışımızı kararlılıkla devam ettirmeliyiz. Bu kapsamda, Türkiye'nin millî birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır ve bunun tezahürü öncelikle dış politikamızı ilgilendiren alanlarda kendisini göstermelidir. Türkiye hepimizindir; bu ülkede ortak yaşama irademizi yansıttığımız paralelinde sergileyeceğimiz güç aynı zamanda dış politikada da elimizi daha fazla güçlendirecektir.

 

Bu çerçevede, göreve geldiği günden itibaren gayretli çalışmalarına şahit olduğumuz Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan'a bu kapsamda teşekkür ediyor, yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Yine, kendisinin şahsında aziz milletimizin hak ve menfaatleri için üstün gayret sarf eden tüm hariciye mensuplarımızı kutluyor, Cenab-ı Allah'tan kendilerine üstün muvaffakiyetler diliyoruz. Ülkemizin 2053, 2071 ve 2123 hedeflerine başarıyla ulaşması yolunda ve 21'inci yüzyılı Türk ve Türkiye Yüzyılı yapma irademizde MHP her şart altında Türkiye ve Türk milletiyle beraber olacaktır. Bu kapsamda, sözlerime son verirken Dışişleri Bakanlığımızın görüşülmekte olan bütçesine MHP olarak desteğimizi açıklıyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.